google-site-verification=xfFz-F1IWG-jrKWY1FSzE2BoEKXyCxwkXubRPveg5wU
Haber Detayı
03 Haziran 2020 - Çarşamba 17:07 Bu haber 2427 kez okundu
 
ZONGULDAK’TA EMEKLİNİN DURUMU
GÜNDEM Haberi
ZONGULDAK’TA EMEKLİNİN DURUMU

ZONGULDAK’TA EMEKLİNİN DURUMU

Tarifi ile tatbiki arasında uçurum olan kelimelerden biridir emekli/tekaüt/emeklilik.

Yasa ‘Emekliler, yasalarla belirlenen geçmiş hizmetleri(Vergisini ödediği süre) nedeniyle, çalışmaksızın, ömrü boyunca belirli ve düzenli bir gelir almaya hak kazanırlar’ diyor.

Bu tarif ülkemiz için ve 7 milyonu yaşlı 13 milyon emeklinin 3/2’si için geçerli değil.

Emeklilerin çoğu, benim gibi ‘Emekli olduk ama, yaşamdan değil’ sloganı çerçevesinde devlet ve kendi bütçesi için ‘Katma değer’ oluşturma gayreti içinde.

Elbette bu ‘keyfiyetten’ kaynaklı bir şey değil. Geçindirmekle yükümlü aile bireyleri ‘İhtiyaç’ duymasa, çalışır mı hiç ‘Yaşlılık aylığı’ alan emekli!..

 “Doğunca hayata tutunmak için emekleyen insanoğlu’nun, son dönemini emekleyerek geçirmesi” ne ilginç değil mi?

COVİD-19 sonrası, yeni normalleşme süreci kapsamında, ‘Hayat devam ediyor’ sloganı çerçevesinde ‘Eski defterler’ açılmaya başladı malumunuz.

Dolayısıyla, ‘Yeni normalleşme’ ile kast edilen ‘Eski normal’ olmasa da, hayatın gerçeklerine ‘Covid’li yeni zaman’ gölgesi altında devam edilecek.

‘Covid tehlikesi’ var diye çarşı-Pazar kurulmayacak, kömür çıkartılmayacak, medya/basım olmayacak, emekli aylığını almayacak mı?

‘Devam eden hayat’ çerçevesinde, ‘Emekli’ ile ilgili masada olan gelişmeleri bir hatırlayalım istedim.

Önümüzdeki ay, emekli için yeni zam oranı belirlenecek.

Koronavirüs sürecinde 650 bin emeklinin maaşları bin 500 liraya çıkartılmasına rağmen; çoğunluk yine asgari ücret (2.340TL) ve 4 kişilik bir ailenin dengeli ve yeterli beslenmesi için gerekli olan 2.374 TL(Açlık sınırı) altında maaş alıyor.

4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırından (6. 706TL) hiç bahsetmeyelim.

Emekli bir yandan kronik hastalıklarıyla bir yandan hayatını idame ettirmek için gerekli maddi imkanları temin etmekle boğuşuyor.

Dolayısıyla yıllara havi birikmiş, iktidar eliyle çözüm bekleyen bir dünya sorunu var.

Covid-19 dolayısıyla 65 yaş üstülerin evlere tıkanmış halinin devamı, manevi dünyalarına tesir eden sorunlardan biri.

Sorunların başında, 2013’te hayata geçirilen, 2.000 yılında önce emekli olanlara yapılan intibak/uyum düzenlemesinin, 2000 yılından sonra emekli olanlara da uygulanması gelmektedir.

2 bin sonrası azalan emekli aylıkları, 2008 sonrası çok fazla düşüş yaşadı. Dolayısıyla binlerce emekli aradaki farkın kapanması için talep/emek sarf ediyor.

İstenen elbette emekliler arasındaki uçurumu kapatacak intibak/uyum yasasının çıkması. Ancak, acilen uygulanacak ‘seyyanen zam’ ile makasın kapanması isteniyor.

Konu bilindiği gibi uzun yıllardır tartışıyor. Hukuki olarak boyut çerçevesi çizildi. Ombudsman emeklilerin isteklerini sitem/istemlerini haklı buldu.İdare mahkemesi önü açılmıştı. İdare mahkemeleri, Yargıtay ve AKM emeklilerin intibak talebini ‘Bireysel değerlendirme yapılamaz’ hükmü ile reddetmişti. Emekliler için son hedef TBMM’de. İntibak, mecliste görüşülüp, çıkar mı?

Hayatın can(Sağlık) ile cüzdan(Ekonomi) arasına sıkıştığı korona süreci itibarıyla, genel bütçeye mali yükü düşünülürse, ‘İntibak Yasası’nın TBMM’ye geleceğine inanmıyorum.

Olaya bir başka açıdan bakalım mı?

Olaya bir başka açıdan bakmak gerekirse; emekli yada Türkiye’nin emekli sorununa köklü çözüm bulmasının yolu, ‘Emekli-çalışan sayısı’ arasındaki ‘Makul’ orandan geçiyor.

1 Emekliye 4 çalışan düşecek sayı yakalandığında, çözüm rahatlar.

Türkiye de 13 milyon emekli var.Türkiye deki çalışan sayısı (3 milyon memur,3 milyon bağ-kurlu, 16 milyon sigortalı) 22 milyon civarında.

Buna göre yeterli çalışan sayısının 52 milyon olması gerekiyor. Yani mevcut çalışan sayısı, ihtiyaç olan çalışan sayısının 1/3’ü civarında.

Demek ki, ortada bir ‘Sorun’ var.

Emeklinin görevi, ‘Ağlamayan çocuğa meme vermezler’ hesabı, olayı maaş/hak/helal açısından değerlendirip, iktidar/seçilmiş/atanmış düzelinde anlatmak/yansıtmak/çarşı-pazar yapmaktır.

Efendim, emeklinin sorunları ‘Kırsalda’ farklı, ‘Şehirde’ farklı olarak hissedilir. Hele ‘Yiğitlerin değil, sorunların harman olduğu’ Zonguldak gibi illerde daha sert yansır muhataplarına.

Çünkü Zonguldak gibi tarihi misyonu olmasına rağmen, hizmetten nasibini alamamış şehirlerde, yaşam kalitesinin vasat altında olması, sorunların daha çok dışavurumunu gerektirir.Duygu yansıması/ İtiraz/ses şiddeti /volüm artar.

Yukarda da bahsettim. İhtiyacı olmasaydı, maaş ve birikimi geçimine yetseydi emekli çalışır mıydı hiç?

Çalışmaya muhtaç bir emeklinin sahip olduğu iki göz bir konutu yok demektir. Dolayısıyla, emeklinin hayatının son dönemlerinde isteklerinden biride; devletten ucuz arsa temini yoluyla konut sahibi olmaktır.

Görünen odur ki, ‘Emekli’ dediğimiz toplum katmanlarını oluşturanlardan bir gurup, gerçekten olumsuz şartlarla boğuşuyor. Diğer bir deyimle, oluşan ‘Olumsuz şartlar’ önce emeklinin yakasına yapışıyor. Emekliyi ‘Herc-ü merc/ karma karışık ediyor.

‘Yeni normalleşme’ süreci başlarken, ilgili ve yetkililere, ‘Nerede kalmıştık’ seslenişi altında, ‘Hal-i pür-melâlimizi /can sıkıcı/dertli/biraz da utanılması gereken durumumuzu aktaralım istedim.

Bilmem, anlatabildim mi?

 

 

HİDROLİK MADENCİLİK TOPRAĞA TECAVÜZ MÜ?

 

Zonguldak, tarihi misyonu gereği madencilikle hemhal olmuş bir şehir.

Son zamanlarda, ‘Madene bağımlı ekonomiden kurtulmak’ için çok sektörlü arayış başlasa da ‘Üniversite’ ve ‘Tarım’ dışında gözle görülür bir gelişme yok.

Zonguldak’ta madencilik (Türkiye Taşkömürleri Kurumu-TTK)hem istihdam/çalışan(7 bin işçi) hem de istihsal/üretim(1.400 ton/gün satılabilir) açısından yine lokomotif sektör olarak birinci sırada yer alıyor.

Sektörün amiral gemisi kurum, devletin yaptığı sübvanse(destek) ile ayakta kalsa da, hedefini ‘Var olmak’ ve  ‘Desteksiz ayakta kalmak’ üzerine planlamaya çalışıyor.

Ne var ki, dış etkiler dediğimiz ‘Paydaşlar’ zaman zaman ‘Vardiya/üretim artışı’ gibi hedef planlarına destek olmuyor.

Ancak, har hal ve şartta, yönetici kadar çalışan ve çalışma barışı içinde olması gereken denetleyici mevki/sendikacılarda bu ‘Kendi başına’ ayakta kalma gayret/organizeleri içinde yer almak zorundadır.

Amele/İşçi/çalışan aldığı parayı hak ettirmek için mesai süresini en ekonomik şekilde tamamlayacak. Sendika, üyesinin hak ve menfaatleri kadar, ülkenin şartları ve kuruluşun menfaatlerini de dikkate alacak.

Ancak, günümüz sendikacılığında kıstas, genelde ‘Kuruluşlara işçi alınsın, sendika kasasında üye aidatı artsın’ kolaycılığında gizleniyor.

Aslında, ‘Siyasetin rekabete galebe çaldığı’ yani ‘Siyasi partilerin birbirlerini çiğ-çiğ yemeye kalktığı’ ortamlarda, kurumlar arası diyaloğun ‘Kamu-sendika) olmayışı rahatlıkla görülür.

Kurumlar arası diyalog ‘Var’ gibi görülse de, icraatlarda ‘Yandan çarklı çelmeler’ ayan-beyan ortaya çıkar.

Zonguldak’ta kömür işçiliğine bu açıdan bakacağız. Bu gün Zonguldak’ta devlet kurumu (TTK) yarı mekanize ve tam mekanize dediğimiz mekanik/hidrolik sisteme geçmiş durumda.

Bir özel sektör işletmesi de (Akkurt Madencilik) geçme hazırlığı yapıyor.

Sebep, hidrolik madenciliğin taşıma, montaj, delme, patlatma,yatırım, maliyet, güvenirlik ve emniyet açısından daha avantajlı olması.

İşçi sağlığı/iş güvenliği açısından tam da sendikacıların istediği bir imalat türü.

N var ki, ‘İstihdam’ konusu işi bozuyor. Emek yoğun/ kazma-kürek sistemde 90 işçinin yaptığı işi hidrolik/ mekanize sistemde 30 kişi yapıyor. Yani daha az işçi ile daha çok üretim’ olayı var.

Ülkemizde ‘Yerleşik’ sendikacılık anlayışında ise ‘Sendika/cılık’ gücü öne çıkıyor. Güçlü Sendika/cılık ile kastedilen üye sayısının fazla olması.

Sendikacıların varsa da yoksa da ‘İşçi alınsın’ diye ‘feryad-ı figan’ etmesinin sebebi bu.

‘Fazla işçi’, sendika kasansında ‘fazla üye aidatı’ olarak ‘Güç’ gösterisinde sıralamada yerini aldıracaktır.

Zonguldak’ta da modern madenciliğin(İşçi sağlığı-iş güvenliği açısından) gelişmesine rastlanan itirazların nedeni bu.

Google’da ‘Madencilik’ üzeri turlarda, ‘Eğimli’ kömür damarlarıyla ilgili yapılan makine/teçhizatı görünce hayret ettim.

Elbette, bu arada dededen/babadan kalma imalat modelleri (emek yoğun/kazma kürek) çalışmaları isteyenler gibi, dededen/babadan kalma sendikacılık isteyenlerde var.

Öyle ki, biraz daha ileri giderek, ‘Modern madencilik’ envanterinde yer alan ‘Yarı/tam mekanize sistem’ için ‘Argo’ tabirlerin dışında ‘Tahrik edici’ deyim üretimlerine bile geçmişler.

‘Hidrolik madencilik toprağa tecavüz’ şeklinde eleştiri getiriyorlar.

Bu gibi ‘Kafalar’ dünyanın her tarafında, ‘Sağlıklı/güvenli üretim’ modellerine karşı çıkacaklardır.

Elbette ‘Her kongre sürecinde değişen yönetimler’ yani ‘Tabanda etkileri kendilerinden menkul’ sendikacılar, aleni/samimi bir şekilde; kamuya açık vaziyette niyetlerini beyan etmeyecek, ‘Bahaneler’ ardında ‘Halet-i ruhiyelerini’ sergileyeceklerdir.

Hal bu ki, çalışan/çalıştıran/arabulucu açısından önemli olan‘Ehven-i şer (Kötünün iyisi) üzerinde ‘Patinaj’ yapmak değil, ‘En iyisi’ üzerinde ‘Antant kalmak/ anlaşmak’ olmalıdır.

Olayın ‘Ulviyeti’ ve ‘Kutsiyeti’ bunu gerektirir.

Yani ‘Geleceğimizin teminatı’ ve ‘Tüyü bitmedik yetim hakkı’ tarifinin tatbiki.

Yani ciddi/dürüst/samimi ikrar ve icraat.

Buna hem dünyanın hem de Türkiye’nin gerçekten çok ihtiyacı var.

 

 

MUHTAR CEVHER’DEN VALİ VE BELEDİYE BAŞKANINA

Geçtiğimiz günlerde, Zonguldak’ın tanıtım yüzlerinden biri olan ‘İncivez Mahallesi’ için ‘var olan rezaletler kadar hizmet gelmeli’ diye bir yazı yazdım.

Okur-yazar tayfasından olumlu tepkiler aldım. Ancak, ‘Sağıra yatma hastalığı’ mensubu seçilmiş ve atanmışlar yine kendilerini olaydan ‘Derkenar’ etmişler.

‘Siyasetin palto cebi’ durumundaki bu tiplerin ‘Tatlı su kurnazlıkları’ kendilerinden menkul olsa da, inanıyorum ki vatandaş onları ‘Başını kuma gömen deve kuşu’ muzipliğiyle seyrediyor.

Üniversite Mahallesi İncivez’e 26 araçlık bir taksi durağı yapılıyor ya?

Bu vesile ile yıllardır ‘İmara aykırı yapılaşma’ ile gündeme giren mahalleye, Karabük Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’nca koruma altına alınan ‘TTK eski havalandırma/nefeslik alanında(1955 yapımı 90 bin m2) ‘Bilim merkezi kurulsun’ dedik. Orta ve lise seviyeli gençlere, üniversite’yi özendirmek için ‘Resim-sanat- müzik’ ağırlıklı bir ‘Çocuk sokağı’ olabilir.

Yaşlılara yönelik yine müzik, mozaik, resim ve el sanatları çalışmalarının yapılabileceği atölye düzenlemesi yapılabilir’ dedik.

Yani ‘Atıl’ halde bekletilen bir alan, ‘Koruma altına alındı’ demeyle korunuyor mu? Koruma altına almak, en azından ‘Çürümeye terk edilmeyişin’ bir tarif ve tatbiki değil mi?’diye sormuştum.

Merkezi idare ve yerel yönetimden ‘Tık’ yok.

Ancak, mahalle muhtarı dostum Hüseyin Cevher, Facebook sayfasından paylaştığı bir ‘Değerlendirme’ ile kulis’e destek verdi.

‘Binaların bodrum katlarında biriken sular, pompalarla çekilip tahliye ediliyor. Bu binalarda iskan var’ değerlendirmelerime, Muhtar Cevher, ‘Pompayla tahliye edilen bir binadan görüntü’ çekip yayınlayıp destek olmuş. Teşekkür ederim.

Cevher ‘İmar açısından çok kötü bir izlenim veriyoruz.  Sosyal alanlarımız yok. Çevre düzenlememiz yok. Adnan Küçükvar 4 yıldır yazıyor’ demiş özetle.

Bizim görevimiz, tespitlerimizi kamu oyu ile paylaşıp ilgililere havale etmek.

Bu güne kadar ‘Yetkililere havale’ konusunda başarılı(!) olamadık demek ki?

Ne denir?

 

 

GÜVENLİK ve MÜESSESELER

 

TTK Güvenlik ile ilgili geçenlerde, ‘Yetki, bazı müesseselerde müdür yardımcılarında bazılarında direkt Müessese Müdüründe’ diye yazmıştım.

Kozlu ve Üzülmez de direk Müessese Müdüründe, Karadon ve Kandilli’de müdür yardımcılarında.

 

‘Neden Müessese müdürleri üstleniyor, yetki dağıtımı yapmıyor?’ şeklinde eleştiri üzerine çıkmıştı konu.

Sordum soruşturdum. ‘yetki dağıtılması’ kadar, yetkinin elde tutulması da normal. Elbette, ‘Denetim’ mekanizmasının etkili olmadığı yerlerde ‘tekelleşme’ oluyor.

Konu ile ilgili görüştüğüm bir gözlemci, ‘Mesela, hafta sonları içerden evraksız malzeme çıkışının engellemek için olabilir’ dedi.

‘Eni boyu belli olmayan bir alan bu. ‘Kapı çıkış kağıdında ray demiri yazar. Başka bir şey çıkabilir’ dedi.

Demek ki geçmişte böyle sıkıntılar olmuş ki!’diye ekledi.

Bir de, ‘Bürokrasi’ olsa bile, yöneticiler arazında gruplaşmaların olması kuvvetle muhtemel.

Böyle durumlarda şikayetler daha da artar.

Bu yüzden müdürlerin yetkiyi kendilerinde toplaması doğal gözüküyor.

Ortada bir ‘Güven’ meselesi olduğu da muhakkak.

Olaya bu açıdan bakıldığında, kurumun içinde bulunduğu şartlar açıkça belli oluyor.

Kurumun hedefini ‘Var olmak’ üzerine  planlama gayretinin bir tanımı da böylece ortaya çıkıyor.

Elbette olumsuz görüntü ve gelişmeler, çalışanlar arasındaki ‘Sağlıklı üretim’ konusunu törpülüyor.

Yöneticiler arasında birlik-beraberlik konusuna sonra değiniriz.

Ancak, kurumun ‘Var olmak’ hedefli çalışmaları çerçevesinde, sadece ‘Fazla daire başkanlığı’ mevzuu yok. Müesseselerdeki ‘Fazla müdür yardımcılıkları’ da sıkıntı. 

Kurumda fazla işçi çalıştığı ortamlardaki düzenleme devam ediyor. Bu konuda da eleştirilerimizi yapacağız.

Kaynak: Editör:
Etiketler: ZONGULDAK’TA, EMEKLİNİN, DURUMU,
Yorumlar
Haber Yazılımı