Yazı Detayı
10 Mayıs 2018 - Perşembe 18:37 Bu yazı 1106 kez okundu
 
24 HAZİRAN 2018 SEÇİMLERİNDEN SONRA
Recep ALKAN
 
 

Almanya, İngiltere, Japonya, Fransa 2.Dünya savaşında yerle bir oldu. 1945-1955 yıllarında açlık, enflasyon kısacası yardıma muhtaçtılar.
Bu on yıl içinde; ilk çözdükleri sorun, yönetim ve devlet kurumlarında istikrarı sağladılar. Japonya’da hala o tarihlerde ilk seçimde iktidara gelen parti iktidarda ve istikrar sorunu yok. 
On yılda bu devletler; Ülkelerini yeniden inşa edip, 1960’lı yıllarda biz içerde 1968 kuşağı diye andığımız devrimcilerle uğraşırken, onlar kalkındılar teknoloji üretir oldular.
BİZ NE İLE UĞRAŞIYORDUK O YILLARDA
 Biz 1960-1980’li yıllarda “Din elden gidiyor” şarkılarıyla uyurken, ABD nur topu gibi 1980 darbesi hediye etti bu içerdeki seçkinlere. 
Bizim Ülkemizde; güçlü ve istikrarlı hükümetler çeşitli siyasi entrikalarla veya darbelerle bertaraf edilmiştir. 
Her ne kadar Cumhuriyetimiz olsa da, “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” olsa da, halkımız bidon kafalı, göbeğini kaşıyan, küçümsenmiş, hatta “seçmesini bilmeyen bir millet” olduğu için asla seçim sandığına itibar edilmemiştir. 
1946 Genel seçimlerinde uygulanan “açık oy kullanma gizli tasnif” uygulamasında rol alan zihniyet, bu ülkeyi hep perde arkasından, meşru olmayan usullerle dolaylı olarak yönetmiştir. 
Ve zamanla halkın drenci ve eğilimleri Cumhuriyetten gelen haklarına sahiplenme bilinci yükseldikçe, bu defa “Ordu Göreve” naraları ile sokakları karıştırmıştır. 
 Hem “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” olacak, hem de halkın iradesinin ‘Milli İrade’nin seçim sandığında tecelli etmesine razı olamayacaksınız. Bu niyetlerini hep “Atatürk”ün Millete olan saygınlığı ile gizlediler. Çünkü bu milletin yüzde 87 si Atatürk’e inanıyor güveniyor bunu iyi biliyorlardı. Atatürk’ü gözden düşürmek için 1940’lı yıllarda akıl almaz uygulamalara imza attılar, ama halkın gözünden düşüremediler.
1946 seçimlerinden beri hep demokrasi dışı gayri kanuni yollardan kontrolü ellerinde tutmuşlar Atatürk’ün deyimiyle “Asker ya kışlasına çekilsin, yada çizmeleri çıkarıp parti kursun” tespitinin tam tersine Askerin kışlaya dönmesine fırsat bile bırakmadılar.
 Hastalık aslında 1930’lu yıllarda başladı. Atatürk devlet başkanı, ama bürokrasi ve yürütme Atatürk’e direniyor. Sonra Atatürk vefat edince, sonraki idareciler, Atatürk taraftarı diye devlet kademelerinde tam bir görevden alma adı altında temizlik! Yaptılar. O kadar ki; Milli paradan Atatürk’ün resmi kaldırılıyor ve devlet dairelerinin duvarlarından Atatürk’ün resmi indirilip başka resim asılıyor. 
Tam bu noktada Atatürk’ün bir anısını nakletmek şart oldu. 
Atatürk 1920’li yıllarda bir pazaryeri gezisi yapar. Pazara ilk girişte; önüne bir mendil sermiş, mendilin üzerinde bir kitap yanında bir hokka ve divit vardır, ve “dertlilere deva dertlilere deva” diye seslenen, sarıklı cüppeli düzgün bir sakalı olan bir vatandaşa rastlar. 
Atatürk sorar,
Hoca bu ne kitabı?
Hoca,
Yıldız name. Diye cevap verir üstelik hoca değildir aslında.
Bununla ne yapıyorsun? der Atatürk,
Dertlilere ve hastalara muska yazıyorum deva dağıtıyorum der Hoca (Sarık ve Cüppenin cami hocası kıyafeti olduğu ve sadece camide giyilmesi gerektiği kararı bu benzer olaylar sebebiyle alınmıştır).
Atatürk yanındakilere not aldırır ve hemen gerekli çalışmaları yapıp bütün yıldız nama ve büyü sihir kitapları ile muska yazılmasını yasaklar ilgili kitapların derhal toplanmasını emreder. 
 Demiştik ya Atatürk devlet başkanı ama, bürokraside ve yürütmede direnç var itaatsizlik var. Sahada devlet görevlileri Kuran kitaplarını yıldız name (Arap Alfabesiyle İbranice yazılmış bir kitaptır) kitaplarını toplamaya başlarlar, özellikle Atatürk’ün vefatından sonra Kuran kitapları toplatılmasına dönüşür uygulama. 
Sorun ne peki bu süreçte? Sorun Devlet otoritesinin suiistimal veya bürokraside umursanmaması sorunudur. Çünkü Yürütmenin başında Atatürk var ve Atatürk’e bir direnç odağı var. Üstelik o zamanki CHP içinde CHP gibi düşünmeyen unsurlar mevcuttu. Bu durumda Devletin başı ayrı kuyruğu ayrı hava çalıyor böylece Devlet erki, sorunlara zamanında doğru refleksi veremiyordu.
 Üstüne üstlük; Devletin yereldeki idarecileri o kadar başına buyruktular ki; dayısı olan adliyenin ön kapısından girip arka kapısından çıkıyordu. Halk o kadar küçük görülüyor, o kadar aşağılanıyordu ki; onlara idareciler “sen sadece git bahçeni kaz tarlada çalış ve çağrıldığında askere gel” diye söylendiği kayıtlıdır.  
Atatürk’ün hatıratına tahammül edemeyen bir zihniyet, 1946 genel seçimlerinde muhtemel bir iktidar değişimine razı olabilir mi? Bu ve benzer olayları resmi tarih kitaplarında neden bulamıyoruz? 
1950 Genel seçimlerde Merhum Adnan Menderes Başkanlığındaki Demokrat Parti tek başına iktidar olur. 
Halkın ihtiyaç ve taleplerine uygun reformlar yapmaya başlar. Devletin en acil çözüm bekleyen sorunlarını birer birer masaya yatırıp, kalkınmaya ve ekonomiye özel çaba harcar. Ve ülkede bazı şeyler değişmeye, halkın hoşnutluğu ile topyekun çalışma ve üretme seferberliği başlar. Bidon kafalılar ve göbeğini kaşıyan adamlar iktidar olduklarını düşünüyorlardı. Ve fakat gizli kapılar ardında ince planlar, telaşlı toplantılar yapılıyordu, iktidar hükümet etmekle meşguldü.  
1957 seçimlerinde tekrar tek başına iktidar olan Adnan Menderes ve Demokrat Partisi, vesayet odaklarını endişelendirmiş ve iktidarı seçimle alamayacaklarını anlamışlardı. Halk her defasında kendisini ayrıcalıklı ve üstün gören çevrelerin karşısındaki partiye oy veriyordu.
Demokrat Parti iktidarına tehdit ve şantajlar başladı. Daha da ileri giderek “sizi biz bile kurtaramayız” diyerek acı gerçeği dışa vurdular. 
Halkın seçtiği Adnan Menderes ve Demokrat Parti darbe ile indirildi. İndirilme gerekçeleri ve meşru göstermek için hazırlanan olayların uydurma olduğu daha sonraki dönemlerde belgelendiyse de Bu Menderes ve arkadaşlarını asılmaktan kurtaramadı. 
Yassı ada mahkemesinin tam bir garez ile kurgulanmış hiçbir hukuki dayanağı olmayan uydurma hikayeler delil gösterilerek hüküm verilmiştir. 
Gerek Atatürk zamanında ve gerekse 1960 darbesi döneminde, Devlet otoritesi devletin ilgisi olmayan kurumlarının inhisarına geçmiş, daha da vahim olanı devlet aygıtı dışındaki odaklar devlet otoritesine ortak olamaya başlamışlardır. Bunların daha sonra adı vesayet odakları olarak anıla gelmiştir.
  Burada olan şey tam bir başıbozukluk düzeni olup; Ordunun durumdan vazife çıkarıp Cumhuriyeti koruma ve kollamaya kalkması, yargının kuvvetler ayrılığı ilkesini devlete bağlılık yerine başka odaklara bağlılığı, Devletin asli unsurlarının seçilmişlerin uhdesindeki yönetme hakkına direnç göstermeleri gibi bir dizi organizasyon başıbozukluğu sayılabilir 
1980 darbesine ilk dönemlerde top yekun bir halk desteği oldu. Halk öylesine bezdirilmiş, öylesine gelecek kaygısına düşürülmüştü ki; o 11 Eylül1980 akşamına kadar günde sokaklarda 35 kişi ölürken 12 Eylül 1980 sabahı tek bir silah patlamadı askerin silahından başka. Çünkü hepsi bir plandı.
 Ve ABD açıklama yaptı. Dedi ki “bizim çocuklar başardı”
 1983 Genel seçimlerinde halk yine “Milli irade dedi, beni benim seçtiğim parti yönetecek” dedi. Ve Ordu veya Vesayet odaklarının partisine rağmen, Anavatan Partisi yani Turgut Özal iktidar oldu. Halkın iradesi böyle tecelli etti. 
 Devletin sorunları hep kilimin altına süpürülmüş, sadece ve sadece iktidar kavgası vardı. Bu kavgadan zaman bulup ele alınamayan sorunları Merhum Turgut Özal masaya yatırdı. Hep bahane edilip devletin başına kakılan 141, 142, 163. maddeleri kaldırdı ve Deniz Gezmiş ve arkadaşları CHP’nin de desteği ile boşuna asılmış oldu. 
TÜRKİYE CUMHURİYETİ HİÇ BİR ZAMAN EGEMEN VE BAĞIMSIZ BİR DEVLET OLAMADI.
 Ne zaman güçlü bir halk desteği ile müdrik bir hükümet kurulsa, Devlete sadık olması gereken kurumların direnci ve engellemesi, iktidarın halka dokunması veya devletin halkla barışması engellendi. 
Halk tarafından kendisine yönetme yetkisi verilen Meclisin Anayasa’da belirtildiği üzere en yüksek merci niteliği hakkı tanınmadı. 
 Ya Ordu müdahale etti, ya da yargı. Sivil toplum kuruluşları olarak meslek odaları ve diğer STK’lar farklı düşüncelerini, Yürütme erkinin devlet otoritesini adil ve olması gerektiği düzeyde etkinleşmesini engellediler.
Böyle bir devlet işleyişi her zaman harici güç odaklarının müdahalesine açık olur.
 Nitekim bu sene için CHP Milletvekili Tuncay Özkan TV programında; NATO ve AB’ye seslenerek “Türkiye’ye müdahale edin, bu iktidarı devrilsin” diyebilecek kadar gayrı milli bir zihin tutulması içine düşmüştür. 
MESELE NEDİR?
  Mesele iktidarın; Devlet erkinin tüm kamu kurum ve kuruluşlarına şamil olmak üzere Devlet otoritesi altına alması, ve kurumlar arasında işbirliği ve koordinasyonu tesis etmeye başlamasından rahatsızlar. Özellikle milli güvenlik ve ekonomide milli menfaatlere tüm kamu kurumlarının sıkı bir riayet sürecine girmesidir. 
 Terörle mücadelede; güvenlik güçlerimizin devlete sadakati ve meclisin emrine teslimiyeti, Devlet hiyerarşisinin anayasada yazıldığı gibi düzene girmesi, içerdeki meşru yollardan iktidar olma umudu olmayan siyasetçileri kaygılandırdı. Bu defa “Ordu göreve” de diyemiyorlar, çünkü ordu görevinin başında, devletin dolayısı ile meclisin içinden çıkmış iktidarın emrindedir. Bu yüzden NATO ve AB’den müdahale etmesini isteyecek kadar gözleri dönmüştür. 
15 yılda bu iktidar; ekonominin yüzde 45’i kayıt dışıydı 2002 de, 2017 rakamları ekonominin kayıt dışılık oranı yüzde 29 a inmiş. 
 2002 de Devlet GSMH’sının yüzde 83’ünü borç faizine harcıyordu. 2017 yılı rakamlarına göre 2018 yılı borç faizlerinin GSMH oranı yüzde 8,7 dir.  
 Şimdi; 24 Haziran 2018’de ne olacak. Recep Tayip Erdoğan seçilecek. Ak Parti, MHP, BBP’den oluşan Cumhur ittifakı seçimi kazanacak. Yasama, Yürütmenin kontrolünden çıkacak. Yasama Yürütmenin getirdiği teklifleri, iktidar baskısı olmadan ve gurup kararı olmadan karara bağlayacak. 
Zaten kuvvetler ayrılığı Türkiye Cumhuriyetinin en büyük sorunuydu. Bürokrasi ve kamu kurum ve kuruluşları adeta başına buyruk davranıp iktidarları köstekliyordu. Mecliste hükümet kurmak genellikle meclis dışı güçlerin kontrolü altındaydı. Koalisyonlar istikrarsız ve genellikle kendi aralarında kamu kurum ve kuruluşların paylaşıyorlardı. 
İstikrarsız ve kamu düzeni olmayan parçalanmış iktidar erkiyle 68 yıl kaybettik. 
15 Temmuz 2016 darbesinden sonra kısa zamanda toparlanan güvenlik güçlerimiz, devlet otoritesine tam bir teslimiyet içine girmeseydi ve Devlet hiyerarşisi anayasadaki çizgisine gelemeseydi, şimdi belki de Darbeciler ve arkalarındaki ABD ve AB tarafından işgal edilmiştik. 
Dikkat edilirse; Güvenlik güçlerimizin içinde ağustos 2016 Fırat Kalkanı esnasında binlerce fetö kriptosu olduğu halde harekat başarılı oldu. Çünkü Güvenlik Güçlerimiz Devlete bağlılığını tazelemiş, meclisin emrine ancak girmişti. 
İktidarın Milli ve Yerli duruşu tüm Devlet kurumlarının Yürütme erkinin stratejilerine tam bir uyum refleksi içine girdiler. İşte istikrarın faydası bu, işte 24 Haziran seçimlerinde gelecek olan yeni yönetim sistemi bunun için çok önemli. 
 Bu Ülkenin tek sıkıntısı; iktidar partisinin halka söyleyecekleri var. Yaptığı icraatlar ve yapacağı projeler var, bunların en önemlisi 24 Haziran 2018 seçimleri ile başlayacak olan Başkanlık sistemiyle kalıcı istikrar projesidir. 
Sıkıntı muhalefetin bir projesi ve önerebileceği güzel bir projeksiyonu yok, vizyonu yok, geleceğe ve günümüze ait önerisi yok. 
 Biri sarayı yıkıyor. Diğeri devletin uçaklarını satıyor. Öbürü 3. Hava limanı projesini durduruyor. Bir diğeri kanal İstanbul’u iptal ediyor. Bir diğeri vatandaşın kredi kartı borçlarını ödüyor. Bir başkası bütün borçları siliyor. 
 Ordumuzun elindeki yerli ve milli silah ve mühimmatları satıp, yüzde 70 dolayına çıkmış yerlilik oranını yakalamış savunma sanayimizi iptal etmezler. 

 
Etiketler: 24, HAZİRAN, 2018, SEÇİMLERİNDEN, SONRA,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
13 Aralık 2018
Anadolu ve Kafkaslarda Sosyalizm-3
73 Okunma.
10 Aralık 2018
“YANDAŞ”
191 Okunma.
06 Aralık 2018
AK PARTİ DR. ÖMER SELİM ALAN DEDİ
266 Okunma.
29 Kasım 2018
Anadolu ve Kafkaslarda Sosyalizm-2
235 Okunma.
22 Kasım 2018
Zonguldak ve Türkiye Taşkömürü Kurumu
524 Okunma.
19 Kasım 2018
Anadolu ve Kafkaslarda Sosyalizm-1
249 Okunma.
15 Kasım 2018
KUVVETLER AYRILIĞI VE ADİL DEVLET
210 Okunma.
08 Kasım 2018
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Kırmızıçizgileri
423 Okunma.
05 Kasım 2018
Sultan Galiyev ve Mustafa Suphi neden öldürüldü?
242 Okunma.
01 Kasım 2018
CUMHURİYET VE MİLLİ KURUMLAR
255 Okunma.
25 Ekim 2018
MİLLİ MEVZULAR VE POLİTİKA
478 Okunma.
18 Ekim 2018
TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVAR
514 Okunma.
14 Ekim 2018
TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN İDDİASI
322 Okunma.
11 Ekim 2018
GEÇMİŞ GERİDE DERS ÖNÜMÜZDE
389 Okunma.
04 Ekim 2018
ŞERAFETTİN NAS’IN BİTMEYEN MÜCADELESİ
370 Okunma.
01 Ekim 2018
FİNANSMAN MALİYETİ VE FİYAT ARTIŞI, İÇ PİYASALAR;
393 Okunma.
27 Eylül 2018
BM’NİN 73.GENEL KURULU VE ABD’NİN ÇÖKÜŞÜ
323 Okunma.
20 Eylül 2018
DEMİRPARK AVM (67BURDA) VE 3. HAVA ALANI
347 Okunma.
13 Eylül 2018
İNSAN OLMA SANATI VE DEVLET İŞLERİ
235 Okunma.
06 Eylül 2018
Modern yaşamın sebep sonuç çıkmazı
316 Okunma.
03 Eylül 2018
DARBELER VE EKONOMİK KRİZLER
210 Okunma.
30 Ağustos 2018
TRUMAN DOKTİRİNİ, MARŞHALL YARDIMI VE BAĞIMSIZLIK
292 Okunma.
16 Ağustos 2018
14 AĞUSTOS 2018 AK PARTİ’NİN 17. YAŞ GÜNÜ
550 Okunma.
08 Ağustos 2018
AMERİKA BİRLEŞİK ŞİRKETLER DEVLETİ
740 Okunma.
03 Ağustos 2018
BARDAĞI TAŞIRAN BRICS ZİRVESİ
358 Okunma.
26 Temmuz 2018
ENDİŞELENİN STRATEJİK ORTAKLAR
393 Okunma.
19 Temmuz 2018
SİYASET VE ALGI YÖNETİMİ
439 Okunma.
12 Temmuz 2018
TÜRK SOLU SORUNSALI
535 Okunma.
05 Temmuz 2018
DÜNYANIN SON 200 YILI VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ
750 Okunma.
28 Haziran 2018
SEÇİM ATMOSFERİ
805 Okunma.
21 Haziran 2018
DERİN OLAN KUYU DEĞİL, KISA OLAN İPTİR
665 Okunma.
07 Haziran 2018
PARAN KADAR KONUŞ
654 Okunma.
31 Mayıs 2018
Cumhur ittifakı ve Millet İttifakı
573 Okunma.
25 Mayıs 2018
Sultan Galiyev ve Turan
442 Okunma.
24 Mayıs 2018
Sultan Galiyev ve Turan
338 Okunma.
03 Mayıs 2018
Dünya sahnesinde Türkiye
522 Okunma.
26 Nisan 2018
Bağımsız ve Milli Egemenliğine sahip olmak üzerine
791 Okunma.
19 Nisan 2018
Gündem seçim
1745 Okunma.
12 Nisan 2018
Beslenme ve Alışkanlıkları;
2051 Okunma.
05 Nisan 2018
Bir Ülke tasavvur ediniz ki;
1675 Okunma.
29 Mart 2018
Üçüncü Yol-üçüncü göz
1220 Okunma.
22 Mart 2018
Georges Politzer’den Sonra;
1271 Okunma.
15 Mart 2018
MESELE PETROL ENERJİ KORİDORU DEĞİL
870 Okunma.
08 Mart 2018
GELENEKSEL DÜĞÜNLER VE EKMEĞİN TADI
703 Okunma.
01 Mart 2018
İSTİLA – KATLİAM – YAĞMA GÖRÜN
1433 Okunma.
22 Şubat 2018
YANLIŞ BİLDİKLERİMİZ VE TERÖR
1223 Okunma.
15 Şubat 2018
Bütün Yollar Ortadoğu’ya çıkıyor
1618 Okunma.
08 Şubat 2018
Köprü meselesi ve kozlu kavşağı
1197 Okunma.
01 Şubat 2018
Birleşmiş Milletler ve Zonguldak
852 Okunma.
25 Ocak 2018
Başarılı olmak yerine, başarılıyı dibe çekmek
895 Okunma.
18 Ocak 2018
Yağmalanmış Ülkeler
1492 Okunma.
11 Ocak 2018
Hasta Partiler, Hastalıklı Partililer
736 Okunma.
05 Ocak 2018
Hafıza Kaybı
958 Okunma.
28 Aralık 2017
Üçüncü Dünya Halkları
881 Okunma.
24 Aralık 2017
İnsan Ne Kurttur, Nede Kuzu
653 Okunma.
14 Aralık 2017
İNSAN İÇİN DEVLET
915 Okunma.
07 Aralık 2017
DEVLET VE İNSAN
716 Okunma.
30 Kasım 2017
İŞLETME VE MALİYET
846 Okunma.
23 Kasım 2017
İŞ KUR, KOSGEB, BAKKA
931 Okunma.
16 Kasım 2017
AMERİKAN RÜYASININ KABUSLARI
914 Okunma.
09 Kasım 2017
NE OLACAK BU TTK
916 Okunma.
02 Kasım 2017
GÜNÜN KONUSU TTK
1062 Okunma.
26 Ekim 2017
TTK’YI KURTARMA PLANI
1253 Okunma.
19 Ekim 2017
DEVLET VE DEMOKRASİ
1038 Okunma.
12 Ekim 2017
DALDAN DALA
1205 Okunma.
06 Ekim 2017
KIŞLIKLAR HAZIRLAYIN
890 Okunma.
28 Eylül 2017
ELEŞTİRİLMEK
1045 Okunma.
22 Eylül 2017
PARTİLER VE TEŞKİLATLARI
1297 Okunma.
15 Eylül 2017
SİYASETİN FİNANSMANI
1371 Okunma.
08 Eylül 2017
Bu yazıyı 2013 Mayıs’ta yazmıştım!..
901 Okunma.
25 Ağustos 2017
DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ VE ÇÜRÜME
1168 Okunma.
18 Ağustos 2017
HİZMETKAR VE MİLLİ (YERLİ) OLMAK
910 Okunma.
10 Ağustos 2017
Benim seçilmediğim yer batsın!
1338 Okunma.
02 Ağustos 2017
SOSYAL MEDYANIN YAN ETKİLERİ
987 Okunma.
25 Temmuz 2017
GENEL KURUL GELENEĞİ
1096 Okunma.
18 Temmuz 2017
DEMOKRASİNİN FİDANLIĞI DERNEKLER
1104 Okunma.
10 Temmuz 2017
EMEKLİ MAAŞLARI
1357 Okunma.
Haber Yazılımı