google-site-verification=xfFz-F1IWG-jrKWY1FSzE2BoEKXyCxwkXubRPveg5wU
Yazı Detayı
25 Haziran 2020 - Perşembe 00:02 Bu yazı 1270 kez okundu
 
“DİVİDE ET İMPERA”(DİVİDE AND CONQUER)
S. Sertaç KÖKSAL
 
 

Bu başlığı birçok farklı zamanda, birçok farklı yapıda ve birçok farklı alanda görmekteyiz. Başlık hep aynıdır ama kullanım alanlarına göre bu metodun etkisi ve yaratığı sonuçlar birbirinden çok bağımsızdır. “Divide et impera” Latince “böl ve yönet” kelimelerinin karşılığıdır.

 

Nedir böl ve yönet? Böl ve yönet yönteminin temel prensibi karmaşık çözülmesi zor olan ana problemin küçük parçalara(problemcik) bölünmesidir. Ana problemden çıkarılan bu küçük problemlerin daha kolay çözülebilir olduğu varsayılır. Tüm küçük problemler çözüldüğünde ve bu çözümler birleştirildiğinde ana problemde çözülmüş olacaktır. Kısaca; çözemediğiniz bir problem ile karşılaştığınızda önce onu analiz edin, problemi küçük parçalara ayırmaya ve alt problemler oluşturmaya çalışın, her bir alt problemi çözerek ana problemin sonucuna ulaşırsınız.

 

Maalesef Türkçe olarak değerlendirdiğimizde daha çok fazla siyasi bir manaya çağrışım yapmaktadır, ama en başta belirttiğim gibi bu kavramın zaman çizelgesinde yeri çok uzun bir süreyi kapsamaktadır. İlk çıkışı antik çağa dayanır ve Plato’nun oluşturduğu felsefeyle Aristoteles’in(Aristo) temelini attığı matematikte kuramsal olarak ilk kullanıldıkları zamanlardır sonrasında psikolojiden, günümüzde çok duyduğumuz algoritmik yazılımlara kadar dağılan büyük bir yelpazesi olmuştur.(basit anlatımıyla şuan ki bilgisayarların sorun çözme kabiliyetlerinin en büyük atılımı bu prensibe göre geliştirilmiştir). Hatta daha ileri gidersek Kuantum fiziği birçok problemin yanıtını bu basit gibi görünen iki sözcüğün anahtarlığı sayesinde cevaplamıştır.

 

Görüleceği gibi bu method ve kuram, birbirinden farklı çok fazla bilim dallarında beşeri hayatın gelişimi için kullanılmıştır. Ama insanın kendi yaptığını bir başka canlı kendi türüne yapmaz gerçeğinin ışığında yüzyıllardır hemen hemen her alanda insanın faydası için kullanılan bu metodu, siyaset ve politikanın içine de entegre ederek pimini çektiğimiz ve bir gün kimin elinde patlayacağını bilmediğimiz bir bombaya dönüştürmeyi de başardık. Güçlüyü güçsüz kılmak, dik duranı kambura dönüştürmek ve insanların kendine güvenini kırmak için uyguladık.

 

Britanya(İngiltere) imparatorluğu sömürgelerini bu sayede ele geçirdi ve yönetti, Osmanlı imparatorluğunun 18 yy itibariyle hızla dağılmasının sebeplerinden biriydi. 2. dünya savaşı sonrası Almanya ve Kore gibi ülkelerin güçlenmesini önlemek ve risk oluşturmasını ortadan kaldırmak için hep bu kavramın ışığı kullanıldı.

 

Ulusal alandan yerele dönelim; Zonguldak için siyaset aynı şeyi yapmadı mı? 1991 yılındaki “Büyük Madenci yürüyüşü” yarattığı etkinin korkusuyla, kan kaybetmesi için parçalanmadı mı? Sadece 2 vilayet daha çıkarılarak nüfus yönünden büyükşehir olması engellenmedi ekonomik açıdan kontrolsüz ve denetimsizlikle uygulanan özelleştirmelerle şehrin potansiyel gücünün önüne geçilmedi mi? Daha birçok olumsuz etkisini sıralaya da biliriz.

 

Sonuç olarak bireysel veya bilimsel olarak kullanmadığımız da bu yöntemin faydası değil zararı oluyor, daha net bir ifadeyle siyasi ve politik dürtülerle bu sistem kullanıyorsa, uygulama alanına zarar vermek ya da etkinliğini sınırlandırmak için yapılıyordur. Unutmayalım ki; atomun çekirdeğinin bölünmesinden büyük bir kontrol edilebilir enerjide ortaya çıkabiliyor. Yok etme ve kontrol altına alma dürtüsü, işin içine girince atom bombası da.

İşte bu yüzden eğer meslek kuruluşları bölünmek istenirse, bu o örgütlerin daha iyi işlemesi için değil bilakis yönetimsel ve çıkarsal çatışmalarla kaos sürüklenmesi için olma olasılığını ortaya çıkaracaktır. Ayrıca bireysel olarak şunu düşünün birileri bir anda sizin karşınıza çıkıyor ve sizin adınıza karar verip bunun size faydalı olduğu söyleyip kabul ettirmeye çalışıyor, sizi dinlemiyor, konuşmanıza müsaade etmiyor ve özgür iradenizi yok saymaya çalışıyor, işte bu durumda ne hissederdiniz?  

 

Mesleki örgütler bir ve tek olmalıdır. Eğer birden fazla aynı grup için temsil olursa uzlaşma oluşmaz çünkü; gruplar oluştukça, küçük guruplar, kendi üyelerinin çıkarlarının çatışmasıyla mücadele etmekten, asıl önemli olan mesleğinin gerekliliği ve kişisel halklarının korunması yönünde ki temel haklarıyla ilgili taleplerini dile getiremez veya uygulama da oluşabilecek bir hak ihlalinde mesleki çıkarlarını da koruyamaz. Basit bir örnekle gidelim bir şehirde iki müftü olsun ve aynı problem için iki farklı fetva ortaya çıksın. Sonra imamlar müftülük görevlileri kendi çıkarına uygun olan müftünün arkasında toplansın, sonra bizlerde kendimize yakın gördüğümüz müftüyü dinleyelim. Sonuç aynı inancın birçok farklı uygulaması ortaya çıkacaktır. Şimdi aynı senaryoyu adalet ve savunma hakkı gibi temel bir konuyla eşleyin.  Ortaya çıkabilecek sorunların kaosun, tahallül’ün nasıl önüne geçeceğiz.

 

Bireysel olarak bu kadar ayrıştığımız dönemde en azından örgütsel bütünlükleri koruyalım ve aklımızdan çıkarmayalım,

 

Hangi çiçek, diğerini ‘sarı açtı’ diye ayıplar?

        Hangi kuş ‘farklı ötünce’ diğerine yasak koyar?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Etiketler: “DİVİDE, ET, İMPERA”(DİVİDE, AND, CONQUER),
Yorumlar
Haber Yazılımı