Error

An Error Was Encountered

The action you have requested is not allowed.

SGK’DAN KAN BAĞIŞINA DESTEK
ULAŞIMA KAPALI KÖY YOLU KALMADI
İŞSİZLİK ARTTI
Yazı Detayı
14 Şubat 2018 - Çarşamba 18:24 Bu yazı 1685 kez okundu
 
Donacak halim kalmadı
Naif KARABATAK
naifkarabatak@gmail.com
 
 

Üüüü..şşşş…üüüü..yyyy..ooo..rrr..uu..mmm… Üşüyorum kardeşim üşüyorum! Donuyorum yani. Tir tir titreme var ya ondan diyorum, üşüyorum. Bak, daha fazla dayanamayacağım, donacak halim kalmadı, anlıyor musun.. anlamıyor musun, buz gibi havada ısıtma sisteminiz yok mu, yok mu.. yani yok diyorsun. Çalışanlar olarak bu soğukta nasıl ısınırız, umurunda değil yani. Peki ben burada nasıl çalışacağım, ddıııı..  ddddıııı… ddddııııı ederek kalan üç dişimi de bu mevsimde feda mı edeceğim. Çok da tın diyorsun yani, eee çok da vicdansızsın ama bunu deyip istifayı basamıyoruz, çünkü işe ihtiyacımız var. Hem üşürüm hem de çalışırım, aha da sana inat, bu da sana kapak olsun. Sen bizi dondurdun ama biz basmadık istifayı. Git kendi derdine yan…
Şaka bir yana değil, çünkü bu bir şaka değil.
Hayatımın neredeyse tamamında üşüdüm, ısınmayı ne zamana bırakacağım, şimdi onun hesabını yapıyorum.
Orta halli bir ailede büyümedim, orta halin de birazcık altında bir ailede büyüdüm. Belki de ben büyümedim de zorla büyüttüler, ne bileyim işte dona dona büyüdüm, donacak halim bile kalmadı.
Bizim zamanımızda merkezi ısıtma, kalorifer, akaryakıt, kombi, klima.. gibi ısınma sistemleri yoktu. Herkesin evinde soba vardı, zenginlerin evinde ise uyuyan soba…
Bizim soba uyumazdı, biz boğardık.
Odun varsa yakar, yoksa sus lan der, sustururduk.
Dolayısıyla kış mevsiminin yarısını ısınır, diğer yarısını da ısındığımız günlere sayardık.
Evlendiğimde aynı evde bir oda tahsis edildi, sobası yoktu tabii…
Bir elektrikli soba aldım, akşamları yatmadan yarım saat önce odanın soğuğunu kırmak için yakıyor, sonra da bir kaza olmasın diye yatarken söndürüyorduk. Isınmak içinse başımıza yorganı çekiyor, nefesimizle ısınıyorduk.
Hayatımın 3 yılı böyle geçti, 24 yılı da yarı yarıya ısınarak.
27 yıl sonra bir ev yaptım, babamın evinin üstüne.
27 yılın acısını çıkarmak için her odaya soba kurdum, klima aldım, katalitik denen tüple ısınma aracı da aldım. Her bir şeyi tamamladım ve kışı bekledim. Gel ulan kış gel, geleceğin varsa, soğuğunu kıracağımız malzemelerimiz de var.
Kış geldi ama bizim ev yeni, her taraftan rutubet yapıyor. Ne yaparsak yapalım ısınmıyor, donuyoruz. Yakıyoruz sobayı, yakıyoruz klimayı, yakıyoruz katalitiği ve ödüyoruz faturaları ama donuyoruz…
4 yıl da böyle idare ettik…
Sonra baktık olmuyor biz de kaloriferli bir eve çıktık.
Bir apartman dairesi kiraladık, bastırdık bir yıllık peşini, kurulduk dairemize…
Şimdi kış gelsin bakayım, bize hayatı buz gibi eden, bir türlü sırtımızı da, kemiklerimizi de ısındırmayan kış gelsin de görsün gününü. Gelsin de görsün donacak halimiz var mı?
Bizi çok da bekletmedi kış denen o hain mevsim…
Geldi, geldi ama biz de hazırlıklıydık…
Kaloriferimiz vardı hem de akaryakıtla çalışıyordu. Düğmesine basıyordun çalışıyordu, basıyordun kapanıyordu…
Daireyi kiraladığımız ev sahibimiz bizim dairenin bir üstünde oturuyordu. Sabah namaza kalktığında kaloriferi yakıyor, abdestini alıyor ve sonra kapatıyordu. Yani alt tarafı 10, bilemedin 20 dakika yanıyordu. Elektrikli ocak bile daha fazla yanardı. Onunla birlikte biz de sabah namazına kalkıyorduk, buz gibi havada, buz gibi suyla abdestimizi alıp, titreye titreye namazımızı kılıyorduk.  Dışarıdan gören de bizi ha uçtu, ha uçacak evliyalara benzetebilirdi. Oysa biz üşümekten titriyorduk, cezbeye gelmekten değil.
Neyse canım, herkes uyandığında zaten kalorifer yanar…
Yanmıyordu…
Gündüz hava güzel, kalorifere ne gerek vardı, değil mi?
Akşamüzeri saat beş gibi neyse ki kaloriferimiz yanıyordu…
Ev sahibimiz yatsı namazından dönede kadar ısınmada bir problemimiz olmuyordu. Hani öyle terlemiyorduk, don-gömlek evin içerisinde gezmiyorduk ama olsun, battaniyeye sarılarak otursak da ev sıcaktı işte, daha ne olsun…
Yatsı namazından dönen ev sahibimiz, kaloriferin kapatma düğmesini bulmakta hiç zorlanmıyor ve ondan sonra da eve gönül rahatlığıyla çıkıyordu.
Komşularla oturduk, kafa kafaya verdik, sırtımızda battaniyelerle ve titreye titreye dertleştik, bu böyle olmayacaktı. Bir darbe yapmak lazımdı, artık bir ihtilal şart olmuştu. Apartman yönetimini ele geçirmeli, kaloriferin kanını kaynatmalıydık, ısınmayı cehenneme bırakmamalıydık. Yönetimi alırsak ısınırız diye hayale dalarak ısındık, ısındık ve ısındık…
Birinci ay çabamız boşa gitti.
İkinci ay birazcık yol aldık.
Üçüncü ay, sanki biraz yumuşadı.
Dördüncü ay kış bitti…
Bizim yönetimi devralma planımız suya düştü, darbemiz karşı darbeyle “yumuşakça” geçiştirildi. Neyse bahardır, yazdır, sonbahardır derken kıştan önce yeni bir plan daha yapardık. Bu defa yumuşak karşı koyuşa karşı da bir plan geliştirirdik.
Kış mevsimi, yaklaşınca darbe komisyonu yeniden toplandı, çok uğraş verdi ama artık donacak halim kalmamıştı, evden çıktım. Bir hafta sonra benden arta kalan darbe komisyonu başarılı olmuş, yönetimi ele geçirmişti ama ne yapalım, ben meydanı terk etmiştim…
***
Yeni taşındığımız bir siteydi, üç bloktan oluşuyor ve toplam 25 daireydi. Daha önce bu sitede birkaç kez misafirliğe gelmiştik, çok güzel ısınıyor, hatta şıpır şıpır terliyordun bile…
Öyle değilmiş…
24 daire gerçekten de çok güzel ısınmıyormuş, sadece bizim tuttuğumuz 25’inci dairenin kalorifer sisteminde sorun varmış ve ısınmıyormuş. Yani öyle böyle değil, hiç ısınmıyormuş.
Ev sahibi yurt dışında ve biz de evi bir aracıdan kiraladık, derdimizi de kimseye anlatamadık. Neyse ki klimamız var, katalitiğimiz var…
Isınmıyoruz ama kömür parası ödemek zorundayız, her ay en önce ben ödüyorum, üşüye üşüye…
Çok dert etmedik, kış dediğin 4 ay, yakıyoruz klimayı ödüyoruz faturayı… 
Yetmeyince yakıyoruz katalitiği, takıyoruz tüp gazı…
Herkes bin lirayla kışı geçiriyor, biz iki bin lirayı bulduğumuzda seviniyoruz…
Yönetime söylüyorum, “bak herkesin evi sıcak, üstelik de kalorifer kazanı bizim dairenin altında. 24 daireyi biz ısıtıyoruz, bizim daire ısınmıyor. Bizim daireye gelen boru tıkalı, bir baktırsak.” Yok diyor, tesisatı tümden değişmek lazım.
Olmadı tabii…
İki kat yakıt parası ödeyerek, yarım kat ısınmak bütçemizi zorladı. Çıkmaya karar verdik, kendi evimize taşınacağız.  O arada yönetim komple bakım için kalorifer tesisatçısı getirdi. Benim gösterdiğim boru tıkalıymış, dirseği değiştiler, sorun çözüldü ama biz çıkmaya karar vermiştik bir kere…
***
Taşınacağımız ve bize ait olan ev bir sitedeydi. Site, iki bloktan oluşuyor, 6 katlı ve biz altıncı kattayız. Isınma sistemi yerden ısıtmalı ama sanki hayalden ısıtmalı gibi. Daha önce kiraladığımız ev sahibi gibi düşünen bir yönetim var burada da.
İki yönetici ve bir kaloriferci sabah akşam içiyorlar, içip içip şarkı söylüyor, türkü söylüyor ve ısınıyorlar. Kalorifer ise ayık kaldıkları zaman yakılıyor ama en düşük derecede. Birinci kat ısınıyor, ikinci kat biraz daha az ısınıyor, üçüncü kat biraz daha az, dördüncü kat biraz daha az, beşinci kat eh işte, altıncı katta tık yok…
Başa dönmüştük. Yakıt parasını en önce ben ödüyorum, klima yakıyor, katalitik yakıyor, ısınmaya çalışıyorum. Allah’tan bir gram kaloriferden ısınma sağlayamıyorum. Eee ev bizim, kapıyı çekip gidemezsin. Çok uğraştım ama yönetime bizim ısınamadığımızı anlatamadım.
İkinci kış da kaldık, üşüye üşüye faturaları ödedik durduk, ödedik durduk. Sonunda dayanamadım, evi sattım.
Yeni aldığımız ev gerçekten de güzel ısınıyordu. Hiçbir sorun yoktu, tak ki “kombiye” geçene kadar. Ortak giderde yanan kömürlü kaloriferde “yöneticimiz uyuyor mu, kömür atın, donuyoruz” diyenler, kombiye geçince kombinin düğmesine dokunmaya korkar oldu. Üst katımız soğuk, alt katımız soğuk, biz de ne kadar yakarsak yakalım buz gibi, üşüyoruz.
Sonunda kısmetimiz kalktı, İstanbul’a taşındık. Bir köyde oturmak istiyorum. Önce Kadıköy’de, sonra Ortaköy’de bir ev tuttuk. İkisi de ısınma yönünden sıkıntılıydı, bizim temel sıkıntımız da ısınmaydı. Çocukların işi gereği Güngören’e taşındık. Bulduğumuz evin üstü boştu ama altı doluydu, ısınırız diye düşündük. Yanlış düşünmüşüz, alt taraf da kombinin düğmesine vebalı muamelesi yapanlardanmış, ısınamadık!
Halen ısınamıyorum, donacak halimde kalmadı…
Çalıştığım yerde ben ısınırım, evdekiler donar diye üzülüyordum, çalıştığım hiçbir yer “ısınan bir yer” olmadı/olamadı. 
İstanbul’a ilk geldiğimde Karaköy’de bir şirkette Muhasebe Müdürü olarak çalıştım. Ofisim otelin en alt katındaydı, yani zeminde. Otelin ısınma problemi yok, cayır cayır yanıyor. Zaten yanmazsa müşteri kaçar ama bizim kaçma gibi bir şansımızın olmadığını bile işveren, zemin katın nasıl ısınacağını düşünmemiş. Biz de elektrikli ocakla ısınıyoruz ama önümüz Antalya, arkamız Erzurum donuyoruz.
Sonra Bağcılar’da bir hastanede İnsan Kaynakları Müdürü olarak çalışmaya başladım. Çalıştığım ofisi hastanenin hemen karşısında “kiralık bir apartmanda” olduğu için sevindim. En azından hastane ortamından uzak kalacaktım. Öyle değilmiş, hastane ısınıyor, bizim orası serinleniyor…
Sonra yine Bağcılar’da bir şirkette İnsan Kaynakları Müdürü olarak çalışmaya başladım. Bunlarınki hepsinden daha ilginçti. Sadece koridorda merkezi ısıtma var ama odalarda yok. Koridor ısınıp cayır cayır yanmalı ki, odalar da ısınsın. Tabii böyle bir şey olmuyordu ve biz dona dona çalışıyorduk ki, donacak halimiz bile kalmamıştı.
Sona düşündüm, suç bunların değil, benimdi. Sanki birleri “Bu adam donacak, bütün âleme ibret olarak” diye bir ferman yayınlamış ve o isimsiz ferman, sürekli yürürlükte kalmış.
Bu gidişle artık cehennemde ısınırız ama biz cennete gitmek için çalışıp çabalayacaktık, cehenneme gitmek için değil!

 

 

 
Etiketler: Donacak, halim, kalmadı,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
16 Ocak 2019
Bozacı ve nohutçu
88 Okunma.
08 Ocak 2019
Trene binmek, vapurdan inmek!
387 Okunma.
02 Ocak 2019
Yanımdan geçip giden kimdi?
211 Okunma.
25 Aralık 2018
İstanbul’un camileri ve vaazları
383 Okunma.
04 Aralık 2018
Mutfakta garip şeyler oluyor
657 Okunma.
20 Kasım 2018
Tehlikeli adam
784 Okunma.
09 Kasım 2018
Bir zıpzıp; Necdet Kökeş
557 Okunma.
30 Ekim 2018
Bir deliyle söyleşi
546 Okunma.
26 Ekim 2018
Bir 12 Eylül Kazası
332 Okunma.
24 Temmuz 2018
Sana patronun kim olduğunu göstereceğim!
2325 Okunma.
11 Temmuz 2018
Yeni Kabine ve Hulusi Akar
667 Okunma.
04 Temmuz 2018
İdam isteyenlere üç güzel film
861 Okunma.
03 Temmuz 2018
Poşetleyin bu muzır dünyayı
597 Okunma.
28 Haziran 2018
Saza gelmeyin, gaza gelin!
498 Okunma.
25 Haziran 2018
Seçim sonucunu takip ederken…
548 Okunma.
22 Haziran 2018
Seçime bir kala...
391 Okunma.
19 Haziran 2018
Cumhurbaşkanı adayları…
422 Okunma.
18 Haziran 2018
Hangi insan?
331 Okunma.
29 Mayıs 2018
Gizemli kız ağlıyordu!
756 Okunma.
02 Mayıs 2018
Osman amcanın eşeği ve ilham!
1199 Okunma.
24 Nisan 2018
Bir Güneş Motel Olayı Öykünmesi
803 Okunma.
04 Nisan 2018
Hayata ‘bu pencereden’ bakın
4694 Okunma.
16 Mart 2018
Çiftliğinde boğ beni!
1942 Okunma.
07 Mart 2018
İK açısından kadın ayrımcılığı
823 Okunma.
06 Mart 2018
Sonunda korku kanseri oldum!
631 Okunma.
23 Şubat 2018
Bir şehri niye severiz?
1814 Okunma.
20 Şubat 2018
Bir zamanlar utanıyorduk…
755 Okunma.
30 Ocak 2018
Gittikçe babama benziyorum
1417 Okunma.
16 Ocak 2018
Herkes doktor olursa…
1803 Okunma.
10 Ocak 2018
Yani delirmiş diyorsun!
910 Okunma.
25 Aralık 2017
Vapura binip deniz görmemek
894 Okunma.
23 Ağustos 2017
Amatör ruh ve profesyonellik
2784 Okunma.
15 Ağustos 2017
Ne kadar vatandaşsın, parasız kalınca anlarsın
1016 Okunma.
07 Ağustos 2017
Hayatımı geri istiyorum
934 Okunma.
11 Temmuz 2017
Kurtuluşa eren cemaatler
1692 Okunma.
09 Temmuz 2017
Sakarya’da iki aşağılık mahlûk
776 Okunma.
03 Temmuz 2017
Kavramlar sakız olup çiğnenirken…
1016 Okunma.
02 Temmuz 2017
Sanki biz çok adalet istiyoruz!
782 Okunma.
23 Haziran 2017
O partinin adalet anlayışı
1211 Okunma.
21 Haziran 2017
Öğretmenlere fiyat biçme dönemi bitti mi?
851 Okunma.
19 Haziran 2017
Hamza’nın kıskandıran dokunulmazlığı
793 Okunma.
18 Haziran 2017
Bilinçaltında siyaset aramak
822 Okunma.
14 Haziran 2017
Orucu emreden ben değilim!
932 Okunma.
13 Haziran 2017
Medyanın olaya bakış şekli
819 Okunma.
08 Haziran 2017
Tren ne zaman kalkıyor?
971 Okunma.
06 Haziran 2017
Biz orucu iyi tutuyoruz…
792 Okunma.
06 Haziran 2017
Elimde büyümüştü kerata!
733 Okunma.
31 Mayıs 2017
Bir diktatörü tanıma dersleri
962 Okunma.
25 Mayıs 2017
Bir kabine girdim ki…
959 Okunma.
23 Mayıs 2017
Vazgeçemediklerimizin kölesiyiz
780 Okunma.
21 Mayıs 2017
Aynı dili konuşmak, konuşmak değil
818 Okunma.
18 Mayıs 2017
Ezikliğe gönüllü olmak
895 Okunma.
10 Ağustos 2016
Bir cemaat nasıl olmalı?
4494 Okunma.
09 Ağustos 2016
Özür seanslarına buyurun… (2)
1117 Okunma.
08 Ağustos 2016
Özür seanslarına buyurun… (1)
1115 Okunma.
05 Ağustos 2016
Hak yiyenler ve göz yumanlar…
1359 Okunma.
04 Ağustos 2016
Biz bu oyunları yiyecek miyiz?
1066 Okunma.
02 Ağustos 2016
Darbenin itirafı
1073 Okunma.
01 Ağustos 2016
OHALde, bu halde, her halde
1226 Okunma.
28 Temmuz 2016
Darbeyi rüyamda gördüm
1169 Okunma.
27 Temmuz 2016
İnkâr edecekseniz neden yaptınız?
1048 Okunma.
27 Temmuz 2016
Her şeyi paralele bağlamak…
982 Okunma.
26 Temmuz 2016
Neden Darbe Yaparlar?
1345 Okunma.
25 Temmuz 2016
Darbecilere idam gelmeli mi?
988 Okunma.
22 Temmuz 2016
Ha OHAL’de ha bu halde ama özgürce
1142 Okunma.
21 Temmuz 2016
Her şey o büyük gün için
1240 Okunma.
20 Temmuz 2016
Köydeki bütün itler öldürülecek
1235 Okunma.
18 Temmuz 2016
Darbe neden başarısız oldu?
1691 Okunma.
18 Temmuz 2016
Darbe öyle değil, böyle vurulur
1109 Okunma.
15 Temmuz 2016
Yanlış taşa basmak yasak!
1170 Okunma.
14 Temmuz 2016
Ülkeler ve sınırlar
1169 Okunma.
13 Temmuz 2016
Ben gazeteci değilim...
917 Okunma.
12 Temmuz 2016
Herkes uyurken uyanmalı!
1066 Okunma.
11 Temmuz 2016
Ülkemizde kaç fikir var?
1051 Okunma.
30 Haziran 2016
Devenin zoruna giden konu!
1389 Okunma.
30 Haziran 2016
Terör ve yüzsüzler…
1017 Okunma.
29 Haziran 2016
Cam içinde kandil ve onun yakıcı ustası…
1193 Okunma.
27 Haziran 2016
İsrail’le normalleş(eme)me
1043 Okunma.
27 Haziran 2016
Herkesin her şeyi bildiği bir zamanda…
1073 Okunma.
24 Haziran 2016
Hayata ‘O’nun gözüyle bakmak
1100 Okunma.
23 Haziran 2016
Bu biz olamayız
1114 Okunma.
22 Haziran 2016
İnadına yatırıma yeni adres
1127 Okunma.
20 Haziran 2016
Ahlaka ahlaki bakış
1193 Okunma.
19 Haziran 2016
Bizi boşayın hâkim bey
1144 Okunma.
18 Haziran 2016
Ama o fakir
1011 Okunma.
17 Haziran 2016
Yan çiziyoruz, biz bunu hep yapıyoruz
1046 Okunma.
16 Haziran 2016
Yalan söylemek orucu bozar mı?
1303 Okunma.
15 Haziran 2016
O geliyor o!
1040 Okunma.
13 Haziran 2016
Siz iyisi mi hıyar ekin!
1080 Okunma.
10 Haziran 2016
Yeter, yoksulların halini anladık!
1239 Okunma.
09 Haziran 2016
Oruç tutmak yasaklanmalı mı?
1130 Okunma.
08 Haziran 2016
Aslında ben iyi adamım
1074 Okunma.
07 Haziran 2016
Çocuk ve ramazan...
923 Okunma.
06 Haziran 2016
Soykırımda kelimelerin dili
1075 Okunma.
02 Haziran 2016
Yazı yazmanın mevsimi
1258 Okunma.
02 Haziran 2016
Fikrinden emin olmayan yazarlar
1125 Okunma.
01 Haziran 2016
Siz susun be azizim, susun!
1096 Okunma.
31 Mayıs 2016
Biz yiyici grubundanız!
1082 Okunma.
26 Mayıs 2016
Bu yazı olmamış!
1372 Okunma.
25 Mayıs 2016
Gündemin nerede, canın orada
1031 Okunma.
24 Mayıs 2016
Bir sevdadır bakanlık
1200 Okunma.
22 Mayıs 2016
İnsanlara dokunmadan dokunun
1440 Okunma.
19 Mayıs 2016
Yıldırımların Bin Ali’si
1333 Okunma.
19 Mayıs 2016
Bakılacak falın mı var?
1070 Okunma.
18 Mayıs 2016
AK Partinin Adayını Açıklıyorum
1247 Okunma.
17 Mayıs 2016
Dedikodu Üzerine Çeşitlemeler
1160 Okunma.
16 Mayıs 2016
Yargı neden hep tartışılır?
1111 Okunma.
11 Mayıs 2016
Başkanlık bizi parça pincik eder!
1203 Okunma.
11 Mayıs 2016
Seni belgeyle döverim!
1173 Okunma.
09 Mayıs 2016
Fikrini yalanla savunmak…
1011 Okunma.
05 Mayıs 2016
Köşe yazarlığı ve pratisyen hekimlik
1127 Okunma.
28 Nisan 2016
Laiklik adam olmaksa ben adam değilim!
1223 Okunma.
27 Nisan 2016
Laikliği bilmiyorsanız savunmayın
1039 Okunma.
26 Nisan 2016
İnandığınızı söyleyin, anlatayım...
845 Okunma.
25 Nisan 2016
İtinayla ezber bozulur
1197 Okunma.
23 Nisan 2016
Bir sahil kasabası hayali
1050 Okunma.
20 Nisan 2016
Erdoğan hastalığına tutulanlar
1065 Okunma.
19 Nisan 2016
Savunduğunuz fikri öğrenin!
997 Okunma.
18 Nisan 2016
Dokunulmazlık ve erkeksen çık dışarı
1027 Okunma.
15 Nisan 2016
Dürüstlüğü kaybediyoruz…
1165 Okunma.
14 Nisan 2016
Hikâyeyi okuyan yok,özetini çıkaran çok!
1092 Okunma.
13 Nisan 2016
Alışkanlıklardan kurtulmak
968 Okunma.
12 Nisan 2016
Hangi ülkenin askeri daha güçlü?
1050 Okunma.
11 Nisan 2016
Yasalar ve dönemler
967 Okunma.
09 Nisan 2016
Vatandaşlıktan çıkar(ama)ma
1161 Okunma.
07 Nisan 2016
Kılıçdaroğlu’na siyaset dersi
1185 Okunma.
06 Nisan 2016
Sarhoş masasına konu olan siyasetçiler
1131 Okunma.
05 Nisan 2016
Geçmişe bir baharlık bakış
1228 Okunma.
04 Nisan 2016
Gazeteci ne zaman ağlar?
1174 Okunma.
01 Nisan 2016
Meydan boş, darbe yapalım
1326 Okunma.
30 Mart 2016
Toplum baskı altında!
1108 Okunma.
29 Mart 2016
Bu ağza, bu sevgi çok fazla
1095 Okunma.
28 Mart 2016
Irkçılığın iki esas nedeni
1233 Okunma.
25 Mart 2016
Fitne ne zaman anlaşılır?
1202 Okunma.
24 Mart 2016
Aranan kan bulunamadı
1427 Okunma.
23 Mart 2016
Bir nasihat edelim, musibet tazeyken
1116 Okunma.
22 Mart 2016
Bomba mı önemli, bombacı mı?
972 Okunma.
21 Mart 2016
Patlamadan hemen öncesi
1139 Okunma.
18 Mart 2016
Kendinizi tanımak ister misiniz?
1237 Okunma.
17 Mart 2016
Terörün esas amacını unutmamak
1102 Okunma.
16 Mart 2016
Bulursanız vicdanınızı, elinizi koyun!
1176 Okunma.
15 Mart 2016
İçimizdeki beyinsizler
1329 Okunma.
13 Mart 2016
Yatak odası dinlemek…
1178 Okunma.
11 Mart 2016
Darbelerde gazeteci rolü
1338 Okunma.
10 Mart 2016
Dikkat Resmileşti!
1198 Okunma.
09 Mart 2016
Operasyon tamam, izahı eksik
1097 Okunma.
08 Mart 2016
Neyi savunduğunu bilmemek
1105 Okunma.
07 Mart 2016
Neyi savunduğunu bilmemek
1098 Okunma.
05 Mart 2016
Onlarda hain varsa bizde de var!
1111 Okunma.
01 Mart 2016
AYM kararlarından fal tuttum!
1272 Okunma.
29 Şubat 2016
Korku, saplantı olursa…
1211 Okunma.
26 Şubat 2016
Yazarların durduğu yer
1164 Okunma.
25 Şubat 2016
Siyaset, uşaklık için yapılmaz
1307 Okunma.
24 Şubat 2016
Yandaşlığın sınırını zorlayanlar
1189 Okunma.
23 Şubat 2016
Gerçek gündem ve sanalı
1258 Okunma.
22 Şubat 2016
Mutluluğunuz ırkınız olmasın
1413 Okunma.
19 Şubat 2016
Bozuk olan bomba mı, süt mü?
1155 Okunma.
18 Şubat 2016
Mevzubahis olan, teferruat mı oldu?
1217 Okunma.
17 Şubat 2016
Siyasetin ahlakı, Baykal’ın duruşu
1175 Okunma.
16 Şubat 2016
Savaş ve boşanma
1426 Okunma.
15 Şubat 2016
Kaçınılmaz olan savaş mı?
1308 Okunma.
12 Şubat 2016
İçinizdeki İrlandalılar ve Çorumlular…
1173 Okunma.
10 Şubat 2016
Mutluluk Bakanlığı
1326 Okunma.
09 Şubat 2016
Hadi gelin depresyona girelim
1159 Okunma.
08 Şubat 2016
Güzel yarınlara giden yol
1310 Okunma.
05 Şubat 2016
CHP’nin Kutsal Değeri ve Çivisi
1356 Okunma.
04 Şubat 2016
Dizilerde insanlık dersi
1209 Okunma.
03 Şubat 2016
Vefasızlık ve nankörlük
1402 Okunma.
02 Şubat 2016
Türkiye ve iç savaş
1245 Okunma.
01 Şubat 2016
Duruş yoksa eğiliş vardır!
1266 Okunma.
29 Ocak 2016
Yalanlar ve gerçekler…
1240 Okunma.
27 Ocak 2016
Muhalif, ufuk açınca anlamlıdır
1221 Okunma.
26 Ocak 2016
Başkanlık sistemi ve kuru inat
1255 Okunma.
25 Ocak 2016
Aşağılanmaktan zevk almak…
1182 Okunma.
22 Ocak 2016
Başkası olmak, başkalaştırır
1324 Okunma.
21 Ocak 2016
Kötüler, her zaman bir birini kollar
1317 Okunma.
20 Ocak 2016
Alışkanlıklar yaşam tarzı olmamalı
1448 Okunma.
19 Ocak 2016
Sorgulamıyorsanız, suçlusunuz
1209 Okunma.
18 Ocak 2016
CHP’de ne değişti?
1353 Okunma.
14 Ocak 2016
Kaybedilen merhamet bulunur mu?
1330 Okunma.
13 Ocak 2016
Biz bu imzaları tanıyoruz
1393 Okunma.
12 Ocak 2016
Suriyeli olmak ister misiniz?
1086 Okunma.
11 Ocak 2016
Beyazı lekelemenin ne anlamı var?
1167 Okunma.
09 Ocak 2016
Bazı liderler, komedi filminde güzel
1397 Okunma.
08 Ocak 2016
Ceplerime doldurduğum adresler
1230 Okunma.
07 Ocak 2016
Laiklik, Müslümanlara mı layık!
1267 Okunma.
06 Ocak 2016
Din sizin mi, Allah’ın mı?
1371 Okunma.
Haber Yazılımı