Yazı Detayı
14 Şubat 2018 - Çarşamba 18:24 Bu yazı 1167 kez okundu
 
Donacak halim kalmadı
Naif KARABATAK
naifkarabatak@gmail.com
 
 

Üüüü..şşşş…üüüü..yyyy..ooo..rrr..uu..mmm… Üşüyorum kardeşim üşüyorum! Donuyorum yani. Tir tir titreme var ya ondan diyorum, üşüyorum. Bak, daha fazla dayanamayacağım, donacak halim kalmadı, anlıyor musun.. anlamıyor musun, buz gibi havada ısıtma sisteminiz yok mu, yok mu.. yani yok diyorsun. Çalışanlar olarak bu soğukta nasıl ısınırız, umurunda değil yani. Peki ben burada nasıl çalışacağım, ddıııı..  ddddıııı… ddddııııı ederek kalan üç dişimi de bu mevsimde feda mı edeceğim. Çok da tın diyorsun yani, eee çok da vicdansızsın ama bunu deyip istifayı basamıyoruz, çünkü işe ihtiyacımız var. Hem üşürüm hem de çalışırım, aha da sana inat, bu da sana kapak olsun. Sen bizi dondurdun ama biz basmadık istifayı. Git kendi derdine yan…
Şaka bir yana değil, çünkü bu bir şaka değil.
Hayatımın neredeyse tamamında üşüdüm, ısınmayı ne zamana bırakacağım, şimdi onun hesabını yapıyorum.
Orta halli bir ailede büyümedim, orta halin de birazcık altında bir ailede büyüdüm. Belki de ben büyümedim de zorla büyüttüler, ne bileyim işte dona dona büyüdüm, donacak halim bile kalmadı.
Bizim zamanımızda merkezi ısıtma, kalorifer, akaryakıt, kombi, klima.. gibi ısınma sistemleri yoktu. Herkesin evinde soba vardı, zenginlerin evinde ise uyuyan soba…
Bizim soba uyumazdı, biz boğardık.
Odun varsa yakar, yoksa sus lan der, sustururduk.
Dolayısıyla kış mevsiminin yarısını ısınır, diğer yarısını da ısındığımız günlere sayardık.
Evlendiğimde aynı evde bir oda tahsis edildi, sobası yoktu tabii…
Bir elektrikli soba aldım, akşamları yatmadan yarım saat önce odanın soğuğunu kırmak için yakıyor, sonra da bir kaza olmasın diye yatarken söndürüyorduk. Isınmak içinse başımıza yorganı çekiyor, nefesimizle ısınıyorduk.
Hayatımın 3 yılı böyle geçti, 24 yılı da yarı yarıya ısınarak.
27 yıl sonra bir ev yaptım, babamın evinin üstüne.
27 yılın acısını çıkarmak için her odaya soba kurdum, klima aldım, katalitik denen tüple ısınma aracı da aldım. Her bir şeyi tamamladım ve kışı bekledim. Gel ulan kış gel, geleceğin varsa, soğuğunu kıracağımız malzemelerimiz de var.
Kış geldi ama bizim ev yeni, her taraftan rutubet yapıyor. Ne yaparsak yapalım ısınmıyor, donuyoruz. Yakıyoruz sobayı, yakıyoruz klimayı, yakıyoruz katalitiği ve ödüyoruz faturaları ama donuyoruz…
4 yıl da böyle idare ettik…
Sonra baktık olmuyor biz de kaloriferli bir eve çıktık.
Bir apartman dairesi kiraladık, bastırdık bir yıllık peşini, kurulduk dairemize…
Şimdi kış gelsin bakayım, bize hayatı buz gibi eden, bir türlü sırtımızı da, kemiklerimizi de ısındırmayan kış gelsin de görsün gününü. Gelsin de görsün donacak halimiz var mı?
Bizi çok da bekletmedi kış denen o hain mevsim…
Geldi, geldi ama biz de hazırlıklıydık…
Kaloriferimiz vardı hem de akaryakıtla çalışıyordu. Düğmesine basıyordun çalışıyordu, basıyordun kapanıyordu…
Daireyi kiraladığımız ev sahibimiz bizim dairenin bir üstünde oturuyordu. Sabah namaza kalktığında kaloriferi yakıyor, abdestini alıyor ve sonra kapatıyordu. Yani alt tarafı 10, bilemedin 20 dakika yanıyordu. Elektrikli ocak bile daha fazla yanardı. Onunla birlikte biz de sabah namazına kalkıyorduk, buz gibi havada, buz gibi suyla abdestimizi alıp, titreye titreye namazımızı kılıyorduk.  Dışarıdan gören de bizi ha uçtu, ha uçacak evliyalara benzetebilirdi. Oysa biz üşümekten titriyorduk, cezbeye gelmekten değil.
Neyse canım, herkes uyandığında zaten kalorifer yanar…
Yanmıyordu…
Gündüz hava güzel, kalorifere ne gerek vardı, değil mi?
Akşamüzeri saat beş gibi neyse ki kaloriferimiz yanıyordu…
Ev sahibimiz yatsı namazından dönede kadar ısınmada bir problemimiz olmuyordu. Hani öyle terlemiyorduk, don-gömlek evin içerisinde gezmiyorduk ama olsun, battaniyeye sarılarak otursak da ev sıcaktı işte, daha ne olsun…
Yatsı namazından dönen ev sahibimiz, kaloriferin kapatma düğmesini bulmakta hiç zorlanmıyor ve ondan sonra da eve gönül rahatlığıyla çıkıyordu.
Komşularla oturduk, kafa kafaya verdik, sırtımızda battaniyelerle ve titreye titreye dertleştik, bu böyle olmayacaktı. Bir darbe yapmak lazımdı, artık bir ihtilal şart olmuştu. Apartman yönetimini ele geçirmeli, kaloriferin kanını kaynatmalıydık, ısınmayı cehenneme bırakmamalıydık. Yönetimi alırsak ısınırız diye hayale dalarak ısındık, ısındık ve ısındık…
Birinci ay çabamız boşa gitti.
İkinci ay birazcık yol aldık.
Üçüncü ay, sanki biraz yumuşadı.
Dördüncü ay kış bitti…
Bizim yönetimi devralma planımız suya düştü, darbemiz karşı darbeyle “yumuşakça” geçiştirildi. Neyse bahardır, yazdır, sonbahardır derken kıştan önce yeni bir plan daha yapardık. Bu defa yumuşak karşı koyuşa karşı da bir plan geliştirirdik.
Kış mevsimi, yaklaşınca darbe komisyonu yeniden toplandı, çok uğraş verdi ama artık donacak halim kalmamıştı, evden çıktım. Bir hafta sonra benden arta kalan darbe komisyonu başarılı olmuş, yönetimi ele geçirmişti ama ne yapalım, ben meydanı terk etmiştim…
***
Yeni taşındığımız bir siteydi, üç bloktan oluşuyor ve toplam 25 daireydi. Daha önce bu sitede birkaç kez misafirliğe gelmiştik, çok güzel ısınıyor, hatta şıpır şıpır terliyordun bile…
Öyle değilmiş…
24 daire gerçekten de çok güzel ısınmıyormuş, sadece bizim tuttuğumuz 25’inci dairenin kalorifer sisteminde sorun varmış ve ısınmıyormuş. Yani öyle böyle değil, hiç ısınmıyormuş.
Ev sahibi yurt dışında ve biz de evi bir aracıdan kiraladık, derdimizi de kimseye anlatamadık. Neyse ki klimamız var, katalitiğimiz var…
Isınmıyoruz ama kömür parası ödemek zorundayız, her ay en önce ben ödüyorum, üşüye üşüye…
Çok dert etmedik, kış dediğin 4 ay, yakıyoruz klimayı ödüyoruz faturayı… 
Yetmeyince yakıyoruz katalitiği, takıyoruz tüp gazı…
Herkes bin lirayla kışı geçiriyor, biz iki bin lirayı bulduğumuzda seviniyoruz…
Yönetime söylüyorum, “bak herkesin evi sıcak, üstelik de kalorifer kazanı bizim dairenin altında. 24 daireyi biz ısıtıyoruz, bizim daire ısınmıyor. Bizim daireye gelen boru tıkalı, bir baktırsak.” Yok diyor, tesisatı tümden değişmek lazım.
Olmadı tabii…
İki kat yakıt parası ödeyerek, yarım kat ısınmak bütçemizi zorladı. Çıkmaya karar verdik, kendi evimize taşınacağız.  O arada yönetim komple bakım için kalorifer tesisatçısı getirdi. Benim gösterdiğim boru tıkalıymış, dirseği değiştiler, sorun çözüldü ama biz çıkmaya karar vermiştik bir kere…
***
Taşınacağımız ve bize ait olan ev bir sitedeydi. Site, iki bloktan oluşuyor, 6 katlı ve biz altıncı kattayız. Isınma sistemi yerden ısıtmalı ama sanki hayalden ısıtmalı gibi. Daha önce kiraladığımız ev sahibi gibi düşünen bir yönetim var burada da.
İki yönetici ve bir kaloriferci sabah akşam içiyorlar, içip içip şarkı söylüyor, türkü söylüyor ve ısınıyorlar. Kalorifer ise ayık kaldıkları zaman yakılıyor ama en düşük derecede. Birinci kat ısınıyor, ikinci kat biraz daha az ısınıyor, üçüncü kat biraz daha az, dördüncü kat biraz daha az, beşinci kat eh işte, altıncı katta tık yok…
Başa dönmüştük. Yakıt parasını en önce ben ödüyorum, klima yakıyor, katalitik yakıyor, ısınmaya çalışıyorum. Allah’tan bir gram kaloriferden ısınma sağlayamıyorum. Eee ev bizim, kapıyı çekip gidemezsin. Çok uğraştım ama yönetime bizim ısınamadığımızı anlatamadım.
İkinci kış da kaldık, üşüye üşüye faturaları ödedik durduk, ödedik durduk. Sonunda dayanamadım, evi sattım.
Yeni aldığımız ev gerçekten de güzel ısınıyordu. Hiçbir sorun yoktu, tak ki “kombiye” geçene kadar. Ortak giderde yanan kömürlü kaloriferde “yöneticimiz uyuyor mu, kömür atın, donuyoruz” diyenler, kombiye geçince kombinin düğmesine dokunmaya korkar oldu. Üst katımız soğuk, alt katımız soğuk, biz de ne kadar yakarsak yakalım buz gibi, üşüyoruz.
Sonunda kısmetimiz kalktı, İstanbul’a taşındık. Bir köyde oturmak istiyorum. Önce Kadıköy’de, sonra Ortaköy’de bir ev tuttuk. İkisi de ısınma yönünden sıkıntılıydı, bizim temel sıkıntımız da ısınmaydı. Çocukların işi gereği Güngören’e taşındık. Bulduğumuz evin üstü boştu ama altı doluydu, ısınırız diye düşündük. Yanlış düşünmüşüz, alt taraf da kombinin düğmesine vebalı muamelesi yapanlardanmış, ısınamadık!
Halen ısınamıyorum, donacak halimde kalmadı…
Çalıştığım yerde ben ısınırım, evdekiler donar diye üzülüyordum, çalıştığım hiçbir yer “ısınan bir yer” olmadı/olamadı. 
İstanbul’a ilk geldiğimde Karaköy’de bir şirkette Muhasebe Müdürü olarak çalıştım. Ofisim otelin en alt katındaydı, yani zeminde. Otelin ısınma problemi yok, cayır cayır yanıyor. Zaten yanmazsa müşteri kaçar ama bizim kaçma gibi bir şansımızın olmadığını bile işveren, zemin katın nasıl ısınacağını düşünmemiş. Biz de elektrikli ocakla ısınıyoruz ama önümüz Antalya, arkamız Erzurum donuyoruz.
Sonra Bağcılar’da bir hastanede İnsan Kaynakları Müdürü olarak çalışmaya başladım. Çalıştığım ofisi hastanenin hemen karşısında “kiralık bir apartmanda” olduğu için sevindim. En azından hastane ortamından uzak kalacaktım. Öyle değilmiş, hastane ısınıyor, bizim orası serinleniyor…
Sonra yine Bağcılar’da bir şirkette İnsan Kaynakları Müdürü olarak çalışmaya başladım. Bunlarınki hepsinden daha ilginçti. Sadece koridorda merkezi ısıtma var ama odalarda yok. Koridor ısınıp cayır cayır yanmalı ki, odalar da ısınsın. Tabii böyle bir şey olmuyordu ve biz dona dona çalışıyorduk ki, donacak halimiz bile kalmamıştı.
Sona düşündüm, suç bunların değil, benimdi. Sanki birleri “Bu adam donacak, bütün âleme ibret olarak” diye bir ferman yayınlamış ve o isimsiz ferman, sürekli yürürlükte kalmış.
Bu gidişle artık cehennemde ısınırız ama biz cennete gitmek için çalışıp çabalayacaktık, cehenneme gitmek için değil!

 

 

 
Etiketler: Donacak, halim, kalmadı,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
20 Şubat 2018
Bir zamanlar utanıyorduk…
210 Okunma.
30 Ocak 2018
Gittikçe babama benziyorum
880 Okunma.
16 Ocak 2018
Herkes doktor olursa…
1348 Okunma.
10 Ocak 2018
Yani delirmiş diyorsun!
466 Okunma.
25 Aralık 2017
Vapura binip deniz görmemek
365 Okunma.
23 Ağustos 2017
Amatör ruh ve profesyonellik
2273 Okunma.
15 Ağustos 2017
Ne kadar vatandaşsın, parasız kalınca anlarsın
599 Okunma.
07 Ağustos 2017
Hayatımı geri istiyorum
556 Okunma.
11 Temmuz 2017
Kurtuluşa eren cemaatler
1321 Okunma.
09 Temmuz 2017
Sakarya’da iki aşağılık mahlûk
368 Okunma.
03 Temmuz 2017
Kavramlar sakız olup çiğnenirken…
602 Okunma.
02 Temmuz 2017
Sanki biz çok adalet istiyoruz!
369 Okunma.
23 Haziran 2017
O partinin adalet anlayışı
770 Okunma.
21 Haziran 2017
Öğretmenlere fiyat biçme dönemi bitti mi?
378 Okunma.
19 Haziran 2017
Hamza’nın kıskandıran dokunulmazlığı
401 Okunma.
18 Haziran 2017
Bilinçaltında siyaset aramak
404 Okunma.
14 Haziran 2017
Orucu emreden ben değilim!
509 Okunma.
13 Haziran 2017
Medyanın olaya bakış şekli
341 Okunma.
08 Haziran 2017
Tren ne zaman kalkıyor?
518 Okunma.
06 Haziran 2017
Biz orucu iyi tutuyoruz…
374 Okunma.
06 Haziran 2017
Elimde büyümüştü kerata!
308 Okunma.
31 Mayıs 2017
Bir diktatörü tanıma dersleri
488 Okunma.
25 Mayıs 2017
Bir kabine girdim ki…
519 Okunma.
23 Mayıs 2017
Vazgeçemediklerimizin kölesiyiz
405 Okunma.
21 Mayıs 2017
Aynı dili konuşmak, konuşmak değil
387 Okunma.
18 Mayıs 2017
Ezikliğe gönüllü olmak
474 Okunma.
10 Ağustos 2016
Bir cemaat nasıl olmalı?
4042 Okunma.
09 Ağustos 2016
Özür seanslarına buyurun… (2)
677 Okunma.
08 Ağustos 2016
Özür seanslarına buyurun… (1)
600 Okunma.
05 Ağustos 2016
Hak yiyenler ve göz yumanlar…
785 Okunma.
04 Ağustos 2016
Biz bu oyunları yiyecek miyiz?
599 Okunma.
02 Ağustos 2016
Darbenin itirafı
629 Okunma.
01 Ağustos 2016
OHALde, bu halde, her halde
716 Okunma.
28 Temmuz 2016
Darbeyi rüyamda gördüm
726 Okunma.
27 Temmuz 2016
İnkâr edecekseniz neden yaptınız?
608 Okunma.
27 Temmuz 2016
Her şeyi paralele bağlamak…
544 Okunma.
26 Temmuz 2016
Neden Darbe Yaparlar?
777 Okunma.
25 Temmuz 2016
Darbecilere idam gelmeli mi?
631 Okunma.
22 Temmuz 2016
Ha OHAL’de ha bu halde ama özgürce
674 Okunma.
21 Temmuz 2016
Her şey o büyük gün için
709 Okunma.
20 Temmuz 2016
Köydeki bütün itler öldürülecek
672 Okunma.
18 Temmuz 2016
Darbe neden başarısız oldu?
1035 Okunma.
18 Temmuz 2016
Darbe öyle değil, böyle vurulur
643 Okunma.
15 Temmuz 2016
Yanlış taşa basmak yasak!
650 Okunma.
14 Temmuz 2016
Ülkeler ve sınırlar
607 Okunma.
13 Temmuz 2016
Ben gazeteci değilim...
587 Okunma.
12 Temmuz 2016
Herkes uyurken uyanmalı!
648 Okunma.
11 Temmuz 2016
Ülkemizde kaç fikir var?
630 Okunma.
30 Haziran 2016
Devenin zoruna giden konu!
883 Okunma.
30 Haziran 2016
Terör ve yüzsüzler…
605 Okunma.
29 Haziran 2016
Cam içinde kandil ve onun yakıcı ustası…
675 Okunma.
27 Haziran 2016
İsrail’le normalleş(eme)me
596 Okunma.
27 Haziran 2016
Herkesin her şeyi bildiği bir zamanda…
636 Okunma.
24 Haziran 2016
Hayata ‘O’nun gözüyle bakmak
692 Okunma.
23 Haziran 2016
Bu biz olamayız
664 Okunma.
22 Haziran 2016
İnadına yatırıma yeni adres
679 Okunma.
20 Haziran 2016
Ahlaka ahlaki bakış
741 Okunma.
19 Haziran 2016
Bizi boşayın hâkim bey
713 Okunma.
18 Haziran 2016
Ama o fakir
628 Okunma.
17 Haziran 2016
Yan çiziyoruz, biz bunu hep yapıyoruz
686 Okunma.
16 Haziran 2016
Yalan söylemek orucu bozar mı?
799 Okunma.
15 Haziran 2016
O geliyor o!
578 Okunma.
13 Haziran 2016
Siz iyisi mi hıyar ekin!
650 Okunma.
10 Haziran 2016
Yeter, yoksulların halini anladık!
751 Okunma.
09 Haziran 2016
Oruç tutmak yasaklanmalı mı?
743 Okunma.
08 Haziran 2016
Aslında ben iyi adamım
604 Okunma.
07 Haziran 2016
Çocuk ve ramazan...
498 Okunma.
06 Haziran 2016
Soykırımda kelimelerin dili
677 Okunma.
02 Haziran 2016
Yazı yazmanın mevsimi
740 Okunma.
02 Haziran 2016
Fikrinden emin olmayan yazarlar
677 Okunma.
01 Haziran 2016
Siz susun be azizim, susun!
662 Okunma.
31 Mayıs 2016
Biz yiyici grubundanız!
705 Okunma.
26 Mayıs 2016
Bu yazı olmamış!
917 Okunma.
25 Mayıs 2016
Gündemin nerede, canın orada
629 Okunma.
24 Mayıs 2016
Bir sevdadır bakanlık
764 Okunma.
22 Mayıs 2016
İnsanlara dokunmadan dokunun
864 Okunma.
19 Mayıs 2016
Yıldırımların Bin Ali’si
847 Okunma.
19 Mayıs 2016
Bakılacak falın mı var?
617 Okunma.
18 Mayıs 2016
AK Partinin Adayını Açıklıyorum
786 Okunma.
17 Mayıs 2016
Dedikodu Üzerine Çeşitlemeler
703 Okunma.
16 Mayıs 2016
Yargı neden hep tartışılır?
695 Okunma.
11 Mayıs 2016
Başkanlık bizi parça pincik eder!
832 Okunma.
11 Mayıs 2016
Seni belgeyle döverim!
723 Okunma.
09 Mayıs 2016
Fikrini yalanla savunmak…
641 Okunma.
05 Mayıs 2016
Köşe yazarlığı ve pratisyen hekimlik
692 Okunma.
28 Nisan 2016
Laiklik adam olmaksa ben adam değilim!
791 Okunma.
27 Nisan 2016
Laikliği bilmiyorsanız savunmayın
579 Okunma.
26 Nisan 2016
İnandığınızı söyleyin, anlatayım...
530 Okunma.
25 Nisan 2016
İtinayla ezber bozulur
711 Okunma.
23 Nisan 2016
Bir sahil kasabası hayali
640 Okunma.
20 Nisan 2016
Erdoğan hastalığına tutulanlar
646 Okunma.
19 Nisan 2016
Savunduğunuz fikri öğrenin!
604 Okunma.
18 Nisan 2016
Dokunulmazlık ve erkeksen çık dışarı
583 Okunma.
15 Nisan 2016
Dürüstlüğü kaybediyoruz…
691 Okunma.
14 Nisan 2016
Hikâyeyi okuyan yok,özetini çıkaran çok!
670 Okunma.
13 Nisan 2016
Alışkanlıklardan kurtulmak
603 Okunma.
12 Nisan 2016
Hangi ülkenin askeri daha güçlü?
648 Okunma.
11 Nisan 2016
Yasalar ve dönemler
617 Okunma.
09 Nisan 2016
Vatandaşlıktan çıkar(ama)ma
747 Okunma.
07 Nisan 2016
Kılıçdaroğlu’na siyaset dersi
791 Okunma.
06 Nisan 2016
Sarhoş masasına konu olan siyasetçiler
655 Okunma.
05 Nisan 2016
Geçmişe bir baharlık bakış
824 Okunma.
04 Nisan 2016
Gazeteci ne zaman ağlar?
727 Okunma.
01 Nisan 2016
Meydan boş, darbe yapalım
856 Okunma.
30 Mart 2016
Toplum baskı altında!
719 Okunma.
29 Mart 2016
Bu ağza, bu sevgi çok fazla
701 Okunma.
28 Mart 2016
Irkçılığın iki esas nedeni
740 Okunma.
25 Mart 2016
Fitne ne zaman anlaşılır?
797 Okunma.
24 Mart 2016
Aranan kan bulunamadı
832 Okunma.
23 Mart 2016
Bir nasihat edelim, musibet tazeyken
753 Okunma.
22 Mart 2016
Bomba mı önemli, bombacı mı?
574 Okunma.
21 Mart 2016
Patlamadan hemen öncesi
665 Okunma.
18 Mart 2016
Kendinizi tanımak ister misiniz?
799 Okunma.
17 Mart 2016
Terörün esas amacını unutmamak
702 Okunma.
16 Mart 2016
Bulursanız vicdanınızı, elinizi koyun!
773 Okunma.
15 Mart 2016
İçimizdeki beyinsizler
803 Okunma.
13 Mart 2016
Yatak odası dinlemek…
734 Okunma.
11 Mart 2016
Darbelerde gazeteci rolü
824 Okunma.
10 Mart 2016
Dikkat Resmileşti!
775 Okunma.
09 Mart 2016
Operasyon tamam, izahı eksik
657 Okunma.
08 Mart 2016
Neyi savunduğunu bilmemek
719 Okunma.
07 Mart 2016
Neyi savunduğunu bilmemek
703 Okunma.
05 Mart 2016
Onlarda hain varsa bizde de var!
725 Okunma.
01 Mart 2016
AYM kararlarından fal tuttum!
895 Okunma.
29 Şubat 2016
Korku, saplantı olursa…
769 Okunma.
26 Şubat 2016
Yazarların durduğu yer
760 Okunma.
25 Şubat 2016
Siyaset, uşaklık için yapılmaz
914 Okunma.
24 Şubat 2016
Yandaşlığın sınırını zorlayanlar
749 Okunma.
23 Şubat 2016
Gerçek gündem ve sanalı
837 Okunma.
22 Şubat 2016
Mutluluğunuz ırkınız olmasın
869 Okunma.
19 Şubat 2016
Bozuk olan bomba mı, süt mü?
775 Okunma.
18 Şubat 2016
Mevzubahis olan, teferruat mı oldu?
817 Okunma.
17 Şubat 2016
Siyasetin ahlakı, Baykal’ın duruşu
771 Okunma.
16 Şubat 2016
Savaş ve boşanma
926 Okunma.
15 Şubat 2016
Kaçınılmaz olan savaş mı?
852 Okunma.
12 Şubat 2016
İçinizdeki İrlandalılar ve Çorumlular…
799 Okunma.
10 Şubat 2016
Mutluluk Bakanlığı
859 Okunma.
09 Şubat 2016
Hadi gelin depresyona girelim
767 Okunma.
08 Şubat 2016
Güzel yarınlara giden yol
783 Okunma.
05 Şubat 2016
CHP’nin Kutsal Değeri ve Çivisi
877 Okunma.
04 Şubat 2016
Dizilerde insanlık dersi
804 Okunma.
03 Şubat 2016
Vefasızlık ve nankörlük
921 Okunma.
02 Şubat 2016
Türkiye ve iç savaş
861 Okunma.
01 Şubat 2016
Duruş yoksa eğiliş vardır!
859 Okunma.
29 Ocak 2016
Yalanlar ve gerçekler…
799 Okunma.
27 Ocak 2016
Muhalif, ufuk açınca anlamlıdır
828 Okunma.
26 Ocak 2016
Başkanlık sistemi ve kuru inat
839 Okunma.
25 Ocak 2016
Aşağılanmaktan zevk almak…
789 Okunma.
22 Ocak 2016
Başkası olmak, başkalaştırır
892 Okunma.
21 Ocak 2016
Kötüler, her zaman bir birini kollar
873 Okunma.
20 Ocak 2016
Alışkanlıklar yaşam tarzı olmamalı
1003 Okunma.
19 Ocak 2016
Sorgulamıyorsanız, suçlusunuz
783 Okunma.
18 Ocak 2016
CHP’de ne değişti?
973 Okunma.
14 Ocak 2016
Kaybedilen merhamet bulunur mu?
871 Okunma.
13 Ocak 2016
Biz bu imzaları tanıyoruz
923 Okunma.
12 Ocak 2016
Suriyeli olmak ister misiniz?
729 Okunma.
11 Ocak 2016
Beyazı lekelemenin ne anlamı var?
770 Okunma.
09 Ocak 2016
Bazı liderler, komedi filminde güzel
939 Okunma.
08 Ocak 2016
Ceplerime doldurduğum adresler
836 Okunma.
07 Ocak 2016
Laiklik, Müslümanlara mı layık!
884 Okunma.
06 Ocak 2016
Din sizin mi, Allah’ın mı?
961 Okunma.
Haber Yazılımı