Yazı Detayı
09 Mayıs 2016 - Pazartesi 08:02 Bu yazı 5726 kez okundu
 
Görebildiklerimiz
Nurgül VARLIK
 
 

   İnsanoğlunun varoluşundan beridir süregelen, ideolojik çatışmaların sonucu olan ve her iki taraf içinde sahiplenilebilecek bir mertebe olan şehitlik, ülkemizin gündemsel ve genel çapta kanayan yarasıdır. 
   İlksel olarak, insanoğlunun dini uğurda yaşamını yitirmesi ile ortaya çıkmıştır. Bu yitirişin "şehitlik" olarak sıfatlandırılması da yine dini çerçevede değerlendirilmiş ve vasıflandırılmıştır. 
   Fakat bu kavram, çağımızın sosyal ve kültürel değişimleriyle birlikte kabuğunu kırmış ve çok daha geniş çapta kullanılabilir hale gelmiştir. Buna örnek olarak, mesleğini icra ederken yaşamını yitiren bir itfaiyeci veya öğretmeni göstermek mümkündür. Kısacası, şehit olabilmek için sadece savaşan iki taraftan biri olmak değil, savaşın içerisinde yaşamını yitirmek de yeterlidir.  
Peki bizler bu kavramı ne kadar düşünüyor ve sorguluyoruz? 
   Belirli veya belirsiz aralıklarla gittiğimiz ya da yol üstünde denk geldiğimiz esnada uğradığımız anıt mezarlar ve şehitlikler dışında  bu değerin ne kadar farkındayız, yüzde kaçını yaşıyoruz? 
   Gelin biraz cevap arayalım... 
   Toplumbilimsel bir terim olarak "duyarsızlaşma" en basit haliyle şu şekilde ifade edilebilir: Duyarsızlaşmak eylemi. Tanıdık geliyor mu?
    Konuyu daha da açmak için şöyle bir yol izleyebiliriz; siz şuanda bu yazıyı okurken belki biraz ötenizdeki televizyonda bir şehit haberi veriliyor ve siz bunu duymuyorsunuz. Daha doğrusu, duyamıyorsunuz.
   Çünkü algılarınız artık aynı şerit üzerine yazılmış, aynı şekilde seslendirilmiş ve sunulmuş bu ürünlere kulak asmıyor. Medya elinden geleni yapıyor, ölüm haberini, yerini, sayısını vb. Gereken bütün bilgileri veriyor fakat insan beyninin istediği şey bu değil. Salt gerçeği, acıyı yeterince özümsemiş durumda. İhtiyacı olan şey; gerçeğin yansıması olan ve bize, ne olduğundan ziyade nasıl olduğunu gösteren Sinema ve Tiyatro. 
  Son zamanlarda kaç tane ülkemiz tarihini yansıtan ve milli değerlerimizi barındıran bir film izlediniz? Cevabın bir elin parmaklarını geçmediğine eminim. Peki ya sorumu aşk filmleri olarak değiştirseydim ne olurdu? Ne yazık ki parmaklarımız filmleri saymaya yetmezdi. 
  Kanıyoruz...  
  Ülkemizde durum böyleyken dünya geneline baktığımızda durumumuzun pek iç açıcı olmadığını görüyoruz. Örnek olarak gösterilebilecek bir başyapıt olarak "Er Ryan'ı Kurtarmak." Gerek şehitlik ve şehadet gerekse yapıldığı ülkenin bu değerlere gösterdiği ilgiyi gayet iyi açıklıyor.
  Üstelik bizim sinemamızda olduğu gibi şehitler, eksen karakterin yanında yitip giden motiflerden ibaret değiller. Daha da indirgemek gerekirse; biz Ulubatlı Hasan'ın bayrağı dikişini gösterirken onlar, Hasan'ın bayrağı dikmeye giderken yolunu açan, kendisini siper eden ve yaşamını yitiren şehitleri gösteriyor.  
  Fark gayet açık, çözümse öncelikle nitelikli eserler çıkması açısından yapımcılara, senaristlere, yönetmenlere ve tiyatro eleştirmenlerine düşerken ikincil olarak da bizlere, yani izleyicilere düşüyor. Unutmamalıyız ki; Şehitlerimizin kefeni ne kadar aksa, beyazperde de o kadar aktır!   

 

 
Etiketler: Görebildiklerimiz, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı