Yusuf İkram TUNA İNCE VE PATİKA BİR YOLDAYIM! google-site-verification=xfFz-F1IWG-jrKWY1FSzE2BoEKXyCxwkXubRPveg5wU
Yazı Detayı
17 Eylül 2020 - Perşembe 00:00 Bu yazı 493 kez okundu
 
İNCE VE PATİKA BİR YOLDAYIM!
Yusuf İkram TUNA
y.ikramtuna@gmail.com
 
 

Merhaba;

Uzak bir yerlerdeler, biliyorum. İnce ve patika bir yoldayım ve yanımda sadece yaralarım. Hiç yıkılmadım ama çok sendeleyen bir yapıdayım ve biraz da kırılganım. Sanırım ben yaralarımın farkındayım. Kararlarımla neleri değiştirebileceğimin farkındayım. Başkalarını yanımda taşıma çabam yok,1 Ben bu yolda yaralarımlayım.

Bugün bu yazımı geçmişime ve gördüklerime tanıklık olması adına yazıyorum. Öyle bir sistemde hayatıma devam ediyorum, nelerin ne zaman değişebileceğinin farkında hiç olmadım. Kendimce biraz başarılı ve fazlaca haylaz bir oğlandım…

1989 yılı Haziran ayında Zonguldak’ta Devlet Hastanesi’nde gözlerimi açtım dünyaya. Bakın Devlet hastanesi diyorum; çünkü SSK hastanesinde tedavi göremezdim ben. Çocukken özel hastane gibi görürdüm SSK hastanesini. Ulaşılması güç olan şeylerin özel olduğunu ama özel olan her şeyin güzel olmadığını ilk o hastaneye adım attığımda öğrendim. Ben insanların ayrıştırılma ve ötekileştirilme çabasını daha 10 yaşlarımda hastane ayrımcılığında gördüm. Çok güzel bir sistem kurulmuş ve o kadar güzel oynatılıyoruz ki farkına vardığımızda sesimiz kesiliyor! Neden bir Devlette iki hastane olur? Neden emekli sandığı, bağkur ve ssk diye adlandırılan sonucu emeklilik vaadi olan ayrı sistemler olur? Neden sağlık hizmetinden faydalanmak isteyenler bunlardan birine dâhil olmak zorunda kalır? Sosyal devletin görevi değil midir vatandaşına sağlık hizmeti sağlamak? Neden, insanlar hayatta kalmaları için kullanması gereken ilaçlarını paraları olmadığından alamazlar ve yardım toplamak zorunda kalırlar? Nasıl bir sistem içerisindeyiz? Emekliliği hak etme çabası içerisinde bizden alınanlar kiminle? Nelerden vazgeçmek zorundayız daha iyi bir emeklilik yaşamak için?

Her sabah 6 da uyanmak ve akşam 7 de evde olmak zorunluluğumuz var. Daha iyi bir gelecek için özümüzden kaybetmek zorundayız. Oysa hayat bir günlüktü ve o da bugündü! Dün geçmişte kalmıştı ve yarının garantisi yoktu.

Toplum o kadar güzel yönlendirilmiş durumda ki, “ssk sı var mı?” duymayan kaldı mı? Ben çok net duyanlardanım. Hatta “işi var mı?” diye bile soruldu. Peki, siz şu soruyu biliyor musunuz? Mutlususun? Nasılsından daha önemli benim kanımca. Sistemin tıkanıklığında kalmışız ve garanti altında olan tek bir şey var elimizde… Öldüğümüzde bir karış toprak illa ki bulunacak, kimsesizler mezarlığı olsa bile.

O kadar güzel bir sistem ki size şuradan bahsedeyim;

İlkokul eğitimime köyde başladım, taşımalı sistem ile. Sonrasında şehir okuluna getirdi babam. Amacı daha iyi eğitim ve daha iyi bir gelecek sağlamaktı bana. Fakat onu buna yönlendiren sistemdi. Çünkü daha iyi eğitim daha iyi bir gelecekti.

Peki başarabildim mi?

Şükürler olsun bugünüme. Fakat ne babamın istediklerini başardım, ne de kendi istediklerimi! Peki, ne istediğimi çözebildim mi?

HAYIR!

Sistemin beni ilerlettiği yolda, ayakta kalma çabasından istemeyi unuttum! Birkaç ufak hayal kurmamıza izin vermişler ve  ancak onlar ile yetindim.

 

Ne yapmak istediğimize karar veremiyoruz ya da verdiğimiz kararlar doğrultusunda hareket ettiğimizde sistem bizi dışarıda bırakıyor.

Nasıl mı?

Siz bir karar veriyorsunuz ve diyorsunuz ki ben Edebiyat öğretmeni olacağım. Hedef belli edebiyat fakültesi okunacak ve başarıyorsunuz.

 

Ben ilkokula 5 yıllık eğitim ile başladım 5. sınıf okurken 8 yıllık zorunlu eğitim oldu ve ilkokul diploması alamadım. Lise de Anadolu Meslek Lisesi okudum tam 4 yıl. Diplomamda öğrenim süresi 3 yıl gözüküyor. 2007 yılında ÖSS sınavına girdim ve ÖSS puanlama sistemini değiştirdi. Bilgisayar donanım bölümü bitirdim ama direk geçiş hakkımla üniversite de bilgisayar programlama bölümüne geçtim. Fakat ben lisede programlama dersini haftada 2 saat gördüm, donanım dersi ise haftada üç gündü. Sonuç başarısız oldum ve üniversiteyi başarma çabam sayesinde hayatımdan 4 yıl silerek 4 yıl geriye döndüm.

Benim ile aynı doğumlu edebiyat öğretmeni olmak isteyen arkadaşım başardı edebiyat fakültesini bitirdi. Fakat adı öğretmen değil ATANAMAYAN oldu! Çünkü sistem ülke de bulanan öğretmen açığı kadar fakülteye öğrenci almadı ve sonunda öğretmen olan tezgâhtarlarımız, muhasebecilerimiz, pazarcılarımız  oldu. Tezgâhtar olması kendi suçuydu. Neden mi? Amcası, dayısı, halası veyahut teyzesi ya da babası torpil bilmiyordu. Onlar için torpil sadece eğlence için, ses çıkartmak için kullanılan az tehlikeli oyuncaktı.

“Başarı; başaracağım diye yola çıkanın ve başardım diyebilenindir.”

M. Kemal ATATÜRK

Ben başaramadıklarımın farkındayım. Aynı zamanda başaracağım diye yola çıkanım. Sistemin elbet bozulduğu bir gün olacak. Benim eğitim hayatımın bozulduğu dönemde olduğu gibi. Şu anda görmüş olduğumuz Pandemi dönemi gibi. Rahmetli Bülent ECEVİT’ e yazar kasanın fırlatıldığı gün gibi. Sistem elbet bozulacak ve o zaman başarmak için yola çıkanlar gerçekten BAŞARDIM diyenler olacaktır.

Unutmayın;

"bir insanı neresinden yaralarsanız, orası kimliği olur"

                                                                       Milan Kundera

Ben yaralarımı yanıma aldım ve ince patika yolda ilerlemeye devam ediyorum. Yolun sonunda şelaleden dökülen suyun sesini ve kuşların cıvıltısını duyabiliyorum. Sistem ne kadar kötü olursa olsun, iyilerin her zaman kazanacağı bir sistem olduğunu biliyorum. Benim inancımda hayat sadece dünyadan ibaret değil ve ben biliyorum “kün fe yekün “Ol der ve OLUR” ” Yasin 82. ayet.

 

Saygı, sevgi, sağlık dilerimle….

 

Çocukları sevin ve Hoşça kalın…..

 
Etiketler: İNCE, VE, PATİKA, BİR, YOLDAYIM!,
Yorumlar
Haber Yazılımı