Yazı Detayı
02 Mayıs 2018 - Çarşamba 18:48 Bu yazı 1109 kez okundu
 
Osman amcanın eşeği ve ilham!
Naif KARABATAK
naifkarabatak@gmail.com
 
 

Cüneyt Arkın beni görse kesinlikle kıskanırdı, belki de hasedinden çatır çatır çatlardı. Zira öyle bir ata.. pardon eşeğe binişim vardı ki, dörtnala dıgıdık dıgıdık gidiyordum.
Henüz 9-10 yaşlarındaydım. Okulun tatil olduğu bir gün olmalı ki, sokakta haylazlık ediyorduk. Nereden aklıma geldiyse geldi, aile dostumuz olan Osman amcanın eşeğine binmek aklıma geldi. 
Osman amcalar evimize yakın bir yerde otururlardı. 
Evlerinin hemen önündeki tarlada bostan yaparak geçinirlerdi.
Osman amcanın eşeğiyle gezme fikri güzeldi ama bunun için 
Osman amcayı ikna etmek gerekiyordu, bu da çok kolay değildi. Kolay tarafı Osman amcanın beni sevdiğiydi. Ee sevgiyi sömüren ilk kişi ben değilim ya…
Osman amcanın evine gittim. Bahçede kasalara domates, salatalık, patlıcan gibi sebzeleri diziyor, eşi Halide abla da kendisine yardım ediyordu. “Osman amca…” dedim. Başındaki kasketi hafifçe kaldırarak bana baktı ve “Buyur Naif’im” dedi en babacan haliyle. Allah rahmet eylesin kendisi de eşi de çok iyi insanlardı.
“Babam eşeğinizi istedi” dedim. 
Benimki beyaz bir yalan değildi, kapkara bir yalandı, dümdük bir yalandı işte. Üstelik babamın eşekle işi olmaz, asla Osman amcanın eşeğini istemezdi:
 Bunun bir örneğine de hiç rastlanmamıştı. Adam bir memurdu ve haftanın beş günü daireye gider, iki günü de evde dinlenirdi. Ne bağı vardı, ne bostanı, ne de eşekle çekecek yükü. Ama Osman amca yalan mı, doğru mu diye hiç araştırmadı, sormadı, soruşturmadı.  Gözüyle eşeğin yerini gösterdi, alabileceğimi belirtti ve babama selam söylememi tembihledi. Halide ablanın selamı da annemeydi.
Çok kolay olmuştu, ben hiç böyle düşünmemiştim. Bunda bir aksiyon yoktu, heyecan yaşamamıştım ama olsun, eşeğin üstünde dıgıdık dıgıdık giderken acayip bir heyecan yaşayacaktım. Öyle de oldu.
Bir at, pardon bir eşek sürüşüm vardı ki, gören sanki Fatih’in Fedaisi Kara Murat şehre inmiş sanırdı. İyi ki o halimi Cüneyt Arkın görmedi, iyi ki görmedi!
Benim gibi bir çocuğun eşekle ne işinin olacağı bir yana, eşekle nereye gideceğim daha büyük bir sorundu.
 Bahçeden çıktım, bizim evin aksine doğru eşeği sürdüm. Annem, babam veya kardeşlerim beni eşeğin üstünde görsün istemiyordum.
 Hem ne cevap verecektim, yalanım ortaya çıkacaktı. Tabi hiç düşünmediğim şey, bir gün Osman amcayla babamın yan yana geldiğinde eşek mevzusunun açılacak olmasıydı. Ee o yaşta o kadar senaryoyu yazmak kolay mıydı, hem ben yazar mıydım senarist miydim, alt tarafı ilkokula giden bir çocuktum.
Eşeği şehir merkezine doğru sürmeye devam ettim, Atatürk Bulvarı, Gölbaşı Caddesi, Ulu Cami, Kap Cami, Bahçelievler derken bir de baktım Meram Sinemasının önündeyim. İster misin şimdi sinemada Fatih’in Fedaisi Kara Murat oynasın. 
Tıpkı benim gibi eşeğin, pardon atın üstünde zaferden zafere koşsun…
Sinemanın önünde eşeğin yularını çekerek durdurdum, bir çalımla indim, bir çalımla da yuları elektrik direğine bağladım ki görmek lazım. Aynı çalımla sinemaya girdim. İlginç olan sinemanın kapısı açıktı ve bilet soran da yoktu. İnsanlar içeriye giriyor, çıkıyor. 
Cüneyt Arkın’ın bir filminin oynamadığı aşikârdı da, bu serbestlik neyin nesiydi?
İçeriye girdim, herkes pür dikkat sahneye bakıyordu. Sahnenin ışığı yanıyor, diğer her taraf karanlık. Tıpkı sinema izler gibi ama sahnede sinema yoktu.
Bir adam sinema perdesinin önünde bir sağa gidiyor, bir sola. Bazen elini cebine koyuyor, bazen başını kaşıyor, bazen çenesine elini atıyor, bazen alnını ovuşturuyor. Sahnede bir de masa var. Masanın üzerinde küçük bir daktilo ve onun hemen yanında da samanlı kâğıtlar…
Yerde de çok sayıda buruşturulup atılmış kâğıtlar vardı. 
Ne kadar ayıp, insan yerde dağınık halde duran kâğıtları toplar bari. Burası çöplük mü, çöp kutusu yok mu, belediyemiz nerede, nerede bu devlet, nerede bu millet! Bu sinemacı da sinemasına hiç bakmıyor.
Sahnedeki adam gezmekten yorulmuş olmalı ki, masanın hemen önünde duran sandalyeye oturdu, masayı kendisine doğru çekti ve daktiloya yeni bir kâğıt taktı. Tık sesi geldi, sonra bir tık daha, sonra bir tık daha. 
Sadece üç harf yazdı, üç karakteri samanlı kâğıda geçirmiş oldu ve ardından kâğıdı sert bir hareketle daktilodan çekip aldı, buruşturup yere attı. Hımm, demek ki yerdeki buruşuk kâğıtların sebebi buydu.
 Ben de boş yere sinemacının günahını almıştım.
Adama bir koltuk bile vermemişler, şimdi biz şehrimizin misafirperverliğini nasıl anlatacağız. Koca şehirde bir koltuk yok mu ki, bu kuru sandalyeyi koca sanatçıya vermişler. Ne kadar ayıp ki, ne kadar ayıp.
Adam bir kez daha sahnede dolaşmaya başladı. Hiç konuşmuyor. Elini cebine atıyor, arkasında bağlıyor, başını kaşıyor, çenesini okşuyor, alnını ovalıyor ama hiç konuşmuyor. Herkes de pür dikkat bu adamı izliyor.
Eşek aklıma geldi, şimdi ne yapıyor, beni özledi mi? Eyvah, hiç düşünmemiştim ya birisi eşeği çalarsa.. ben Osman amcaya ne derim, babam bana neler der?
Sahnede aksiyon yok ama içimde aksiyonun en korkunç halleri kıpraşmaya başladı, birazdan kalbim heyecandan patlayacak. 
O korkuyla hemen sinemanın önüne çıktım, göz ucuyla eşeğime baktım, bağladığım yerde duruyor, şaşkın şaşkın sağa sola bakıyordu bizim eşek.
Neyse yeniden içeriye girdim ve sahnedeki adamı izlemeyi sürdürdüm. Çıt çıkmıyor, zaten adamın çıtı da çıkmıyor, izleyenlerin çıtı da çıkmıyor. O ara bir bağırtı geldi; Boyamın balına gel gardaş!
Bizim şerbetçi kalabalığı görünce coşmuş, meyan şerbeti satılsın diye elindeki zili çalıyor ve bir yandan da bağırıyordu. Sonra simitçinin bağırtısı geldi; küncülü kahke var! Sahnedeki adam hiç istifini bozmuyor, sesten etkilenmiyor gibiydi ama sanki içinden “sus be adam, sus” der gibiydi.
Adam yine sandalyeyi çekti, oturdu, masayı da kendine doğru çekti. 
Bu hareketi birkaç kez daha yapsa gidecek yeri kalmayacak. Yine daktiloya bir samanlı kâğıt taktı, yine daktilonun tuşlarına çat çut diye vurdu, yine sert bir hareketle çekip aldı, buruşturup attı.
Oyunu anlamaya başlamıştım. Adam bir yazardı ve bir eser yazmaya çalışıyor ama ilham gelmiyordu. Tam geliyor, yüzünü yarım gösterip ‘ciii’ ediyor ama yazmaya başlayınca uçup gidiyordu. Hain ilham, neredesin, geldinse birkaç kere vur!
Tabii sonra öğrendim şehrimize bir tiyatro gelmiş, tiyatro da sahnede oynanan oyunmuş. Gelen Abdullah Kars’mış ve oyunun adı da ‘Yazılamayan Eser’miş…
Ve bu benim hayatımda izlediğim ilk oyun, ilk tiyatro ve ilk sanatçıydı… 
Oyunu Abdullah Kars, bir Hac parasına Hekimoğlu İsmail’e yazdırmış, sonra da hikâyeyi tiyatroya uyarlamıştı. 
O parayı bana verseydi, ben Osman amcanın eşeğinin hikâyesini yazardım hem ilham gelir, aksiyonu bol olduğu için izleyenlerin heyecanı da doruğa çıkardı.
O gün karar verdim, ben ilhamımı hep yanımda taşıyacaktım. İlhamın keyfini bekleyecek değildim. Ne o şımartmışlar ilhamı, neredeyse başlarına çıkacak. Geleceksen gel kardeşim, ne nazlanıp duruyorsun?
Oyundan pek bir şey anlamamıştım. Çünkü oyunun tümünü izleme şansı bulamamıştım. Ama izlediğim kadarıyla oyun bana iyi bir ders vermiş, ufkumu açmıştı. 
Bir gün yazar olacaktım ve o gün ben ilhamın keyfini beklemeyecektim. Yanımdan ayırmayacak ve çok güzel hikâyeler yazacaktım ama asla bir daha Osman amcanın eşeğini bir yalanla alıp, şehri turlamayacaktım. Bana olan sevgiyi sömürmeyecektim!
İşte bunu bir daha yapmayacaktım, çok ayıptı…
Dediklerimin çoğunu yaptım. İyi hikâyeler yazma kısmını halen devam ediyorum. Bir gün iyi bir hikâye yazarsam, siz de iyi bir hikâye okumuş olacaksınız ama o gün ya ben olmayacağım ya siz! 

 
Etiketler: Osman, amcanın, eşeği, ve, ilham!,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
04 Aralık 2018
Mutfakta garip şeyler oluyor
385 Okunma.
20 Kasım 2018
Tehlikeli adam
669 Okunma.
09 Kasım 2018
Bir zıpzıp; Necdet Kökeş
469 Okunma.
30 Ekim 2018
Bir deliyle söyleşi
474 Okunma.
26 Ekim 2018
Bir 12 Eylül Kazası
260 Okunma.
24 Temmuz 2018
Sana patronun kim olduğunu göstereceğim!
2240 Okunma.
11 Temmuz 2018
Yeni Kabine ve Hulusi Akar
581 Okunma.
04 Temmuz 2018
İdam isteyenlere üç güzel film
773 Okunma.
03 Temmuz 2018
Poşetleyin bu muzır dünyayı
512 Okunma.
28 Haziran 2018
Saza gelmeyin, gaza gelin!
414 Okunma.
25 Haziran 2018
Seçim sonucunu takip ederken…
480 Okunma.
22 Haziran 2018
Seçime bir kala...
308 Okunma.
19 Haziran 2018
Cumhurbaşkanı adayları…
341 Okunma.
18 Haziran 2018
Hangi insan?
249 Okunma.
29 Mayıs 2018
Gizemli kız ağlıyordu!
663 Okunma.
24 Nisan 2018
Bir Güneş Motel Olayı Öykünmesi
721 Okunma.
04 Nisan 2018
Hayata ‘bu pencereden’ bakın
4610 Okunma.
16 Mart 2018
Çiftliğinde boğ beni!
1856 Okunma.
07 Mart 2018
İK açısından kadın ayrımcılığı
726 Okunma.
06 Mart 2018
Sonunda korku kanseri oldum!
551 Okunma.
23 Şubat 2018
Bir şehri niye severiz?
1728 Okunma.
20 Şubat 2018
Bir zamanlar utanıyorduk…
672 Okunma.
14 Şubat 2018
Donacak halim kalmadı
1594 Okunma.
30 Ocak 2018
Gittikçe babama benziyorum
1329 Okunma.
16 Ocak 2018
Herkes doktor olursa…
1726 Okunma.
10 Ocak 2018
Yani delirmiş diyorsun!
831 Okunma.
25 Aralık 2017
Vapura binip deniz görmemek
812 Okunma.
23 Ağustos 2017
Amatör ruh ve profesyonellik
2694 Okunma.
15 Ağustos 2017
Ne kadar vatandaşsın, parasız kalınca anlarsın
940 Okunma.
07 Ağustos 2017
Hayatımı geri istiyorum
862 Okunma.
11 Temmuz 2017
Kurtuluşa eren cemaatler
1599 Okunma.
09 Temmuz 2017
Sakarya’da iki aşağılık mahlûk
703 Okunma.
03 Temmuz 2017
Kavramlar sakız olup çiğnenirken…
945 Okunma.
02 Temmuz 2017
Sanki biz çok adalet istiyoruz!
715 Okunma.
23 Haziran 2017
O partinin adalet anlayışı
1125 Okunma.
21 Haziran 2017
Öğretmenlere fiyat biçme dönemi bitti mi?
763 Okunma.
19 Haziran 2017
Hamza’nın kıskandıran dokunulmazlığı
716 Okunma.
18 Haziran 2017
Bilinçaltında siyaset aramak
743 Okunma.
14 Haziran 2017
Orucu emreden ben değilim!
857 Okunma.
13 Haziran 2017
Medyanın olaya bakış şekli
729 Okunma.
08 Haziran 2017
Tren ne zaman kalkıyor?
886 Okunma.
06 Haziran 2017
Biz orucu iyi tutuyoruz…
713 Okunma.
06 Haziran 2017
Elimde büyümüştü kerata!
647 Okunma.
31 Mayıs 2017
Bir diktatörü tanıma dersleri
883 Okunma.
25 Mayıs 2017
Bir kabine girdim ki…
877 Okunma.
23 Mayıs 2017
Vazgeçemediklerimizin kölesiyiz
696 Okunma.
21 Mayıs 2017
Aynı dili konuşmak, konuşmak değil
738 Okunma.
18 Mayıs 2017
Ezikliğe gönüllü olmak
818 Okunma.
10 Ağustos 2016
Bir cemaat nasıl olmalı?
4417 Okunma.
09 Ağustos 2016
Özür seanslarına buyurun… (2)
1031 Okunma.
08 Ağustos 2016
Özür seanslarına buyurun… (1)
1028 Okunma.
05 Ağustos 2016
Hak yiyenler ve göz yumanlar…
1277 Okunma.
04 Ağustos 2016
Biz bu oyunları yiyecek miyiz?
992 Okunma.
02 Ağustos 2016
Darbenin itirafı
970 Okunma.
01 Ağustos 2016
OHALde, bu halde, her halde
1127 Okunma.
28 Temmuz 2016
Darbeyi rüyamda gördüm
1080 Okunma.
27 Temmuz 2016
İnkâr edecekseniz neden yaptınız?
954 Okunma.
27 Temmuz 2016
Her şeyi paralele bağlamak…
897 Okunma.
26 Temmuz 2016
Neden Darbe Yaparlar?
1247 Okunma.
25 Temmuz 2016
Darbecilere idam gelmeli mi?
914 Okunma.
22 Temmuz 2016
Ha OHAL’de ha bu halde ama özgürce
1054 Okunma.
21 Temmuz 2016
Her şey o büyük gün için
1165 Okunma.
20 Temmuz 2016
Köydeki bütün itler öldürülecek
1140 Okunma.
18 Temmuz 2016
Darbe neden başarısız oldu?
1595 Okunma.
18 Temmuz 2016
Darbe öyle değil, böyle vurulur
1017 Okunma.
15 Temmuz 2016
Yanlış taşa basmak yasak!
1067 Okunma.
14 Temmuz 2016
Ülkeler ve sınırlar
1085 Okunma.
13 Temmuz 2016
Ben gazeteci değilim...
839 Okunma.
12 Temmuz 2016
Herkes uyurken uyanmalı!
982 Okunma.
11 Temmuz 2016
Ülkemizde kaç fikir var?
970 Okunma.
30 Haziran 2016
Devenin zoruna giden konu!
1308 Okunma.
30 Haziran 2016
Terör ve yüzsüzler…
940 Okunma.
29 Haziran 2016
Cam içinde kandil ve onun yakıcı ustası…
1105 Okunma.
27 Haziran 2016
İsrail’le normalleş(eme)me
961 Okunma.
27 Haziran 2016
Herkesin her şeyi bildiği bir zamanda…
993 Okunma.
24 Haziran 2016
Hayata ‘O’nun gözüyle bakmak
1028 Okunma.
23 Haziran 2016
Bu biz olamayız
1035 Okunma.
22 Haziran 2016
İnadına yatırıma yeni adres
1059 Okunma.
20 Haziran 2016
Ahlaka ahlaki bakış
1109 Okunma.
19 Haziran 2016
Bizi boşayın hâkim bey
1064 Okunma.
18 Haziran 2016
Ama o fakir
934 Okunma.
17 Haziran 2016
Yan çiziyoruz, biz bunu hep yapıyoruz
970 Okunma.
16 Haziran 2016
Yalan söylemek orucu bozar mı?
1222 Okunma.
15 Haziran 2016
O geliyor o!
962 Okunma.
13 Haziran 2016
Siz iyisi mi hıyar ekin!
1002 Okunma.
10 Haziran 2016
Yeter, yoksulların halini anladık!
1154 Okunma.
09 Haziran 2016
Oruç tutmak yasaklanmalı mı?
1058 Okunma.
08 Haziran 2016
Aslında ben iyi adamım
975 Okunma.
07 Haziran 2016
Çocuk ve ramazan...
854 Okunma.
06 Haziran 2016
Soykırımda kelimelerin dili
1001 Okunma.
02 Haziran 2016
Yazı yazmanın mevsimi
1168 Okunma.
02 Haziran 2016
Fikrinden emin olmayan yazarlar
1042 Okunma.
01 Haziran 2016
Siz susun be azizim, susun!
1022 Okunma.
31 Mayıs 2016
Biz yiyici grubundanız!
1004 Okunma.
26 Mayıs 2016
Bu yazı olmamış!
1297 Okunma.
25 Mayıs 2016
Gündemin nerede, canın orada
954 Okunma.
24 Mayıs 2016
Bir sevdadır bakanlık
1124 Okunma.
22 Mayıs 2016
İnsanlara dokunmadan dokunun
1361 Okunma.
19 Mayıs 2016
Yıldırımların Bin Ali’si
1256 Okunma.
19 Mayıs 2016
Bakılacak falın mı var?
997 Okunma.
18 Mayıs 2016
AK Partinin Adayını Açıklıyorum
1177 Okunma.
17 Mayıs 2016
Dedikodu Üzerine Çeşitlemeler
1085 Okunma.
16 Mayıs 2016
Yargı neden hep tartışılır?
1033 Okunma.
11 Mayıs 2016
Başkanlık bizi parça pincik eder!
1134 Okunma.
11 Mayıs 2016
Seni belgeyle döverim!
1086 Okunma.
09 Mayıs 2016
Fikrini yalanla savunmak…
940 Okunma.
05 Mayıs 2016
Köşe yazarlığı ve pratisyen hekimlik
1047 Okunma.
28 Nisan 2016
Laiklik adam olmaksa ben adam değilim!
1140 Okunma.
27 Nisan 2016
Laikliği bilmiyorsanız savunmayın
970 Okunma.
26 Nisan 2016
İnandığınızı söyleyin, anlatayım...
776 Okunma.
25 Nisan 2016
İtinayla ezber bozulur
1110 Okunma.
23 Nisan 2016
Bir sahil kasabası hayali
986 Okunma.
20 Nisan 2016
Erdoğan hastalığına tutulanlar
990 Okunma.
19 Nisan 2016
Savunduğunuz fikri öğrenin!
926 Okunma.
18 Nisan 2016
Dokunulmazlık ve erkeksen çık dışarı
960 Okunma.
15 Nisan 2016
Dürüstlüğü kaybediyoruz…
1087 Okunma.
14 Nisan 2016
Hikâyeyi okuyan yok,özetini çıkaran çok!
1011 Okunma.
13 Nisan 2016
Alışkanlıklardan kurtulmak
892 Okunma.
12 Nisan 2016
Hangi ülkenin askeri daha güçlü?
963 Okunma.
11 Nisan 2016
Yasalar ve dönemler
895 Okunma.
09 Nisan 2016
Vatandaşlıktan çıkar(ama)ma
1091 Okunma.
07 Nisan 2016
Kılıçdaroğlu’na siyaset dersi
1116 Okunma.
06 Nisan 2016
Sarhoş masasına konu olan siyasetçiler
1053 Okunma.
05 Nisan 2016
Geçmişe bir baharlık bakış
1161 Okunma.
04 Nisan 2016
Gazeteci ne zaman ağlar?
1094 Okunma.
01 Nisan 2016
Meydan boş, darbe yapalım
1253 Okunma.
30 Mart 2016
Toplum baskı altında!
1034 Okunma.
29 Mart 2016
Bu ağza, bu sevgi çok fazla
1022 Okunma.
28 Mart 2016
Irkçılığın iki esas nedeni
1151 Okunma.
25 Mart 2016
Fitne ne zaman anlaşılır?
1126 Okunma.
24 Mart 2016
Aranan kan bulunamadı
1331 Okunma.
23 Mart 2016
Bir nasihat edelim, musibet tazeyken
1038 Okunma.
22 Mart 2016
Bomba mı önemli, bombacı mı?
899 Okunma.
21 Mart 2016
Patlamadan hemen öncesi
1053 Okunma.
18 Mart 2016
Kendinizi tanımak ister misiniz?
1158 Okunma.
17 Mart 2016
Terörün esas amacını unutmamak
1028 Okunma.
16 Mart 2016
Bulursanız vicdanınızı, elinizi koyun!
1102 Okunma.
15 Mart 2016
İçimizdeki beyinsizler
1244 Okunma.
13 Mart 2016
Yatak odası dinlemek…
1102 Okunma.
11 Mart 2016
Darbelerde gazeteci rolü
1252 Okunma.
10 Mart 2016
Dikkat Resmileşti!
1127 Okunma.
09 Mart 2016
Operasyon tamam, izahı eksik
1018 Okunma.
08 Mart 2016
Neyi savunduğunu bilmemek
1030 Okunma.
07 Mart 2016
Neyi savunduğunu bilmemek
1027 Okunma.
05 Mart 2016
Onlarda hain varsa bizde de var!
1037 Okunma.
01 Mart 2016
AYM kararlarından fal tuttum!
1204 Okunma.
29 Şubat 2016
Korku, saplantı olursa…
1132 Okunma.
26 Şubat 2016
Yazarların durduğu yer
1087 Okunma.
25 Şubat 2016
Siyaset, uşaklık için yapılmaz
1228 Okunma.
24 Şubat 2016
Yandaşlığın sınırını zorlayanlar
1110 Okunma.
23 Şubat 2016
Gerçek gündem ve sanalı
1175 Okunma.
22 Şubat 2016
Mutluluğunuz ırkınız olmasın
1331 Okunma.
19 Şubat 2016
Bozuk olan bomba mı, süt mü?
1071 Okunma.
18 Şubat 2016
Mevzubahis olan, teferruat mı oldu?
1148 Okunma.
17 Şubat 2016
Siyasetin ahlakı, Baykal’ın duruşu
1106 Okunma.
16 Şubat 2016
Savaş ve boşanma
1355 Okunma.
15 Şubat 2016
Kaçınılmaz olan savaş mı?
1232 Okunma.
12 Şubat 2016
İçinizdeki İrlandalılar ve Çorumlular…
1099 Okunma.
10 Şubat 2016
Mutluluk Bakanlığı
1240 Okunma.
09 Şubat 2016
Hadi gelin depresyona girelim
1087 Okunma.
08 Şubat 2016
Güzel yarınlara giden yol
1236 Okunma.
05 Şubat 2016
CHP’nin Kutsal Değeri ve Çivisi
1288 Okunma.
04 Şubat 2016
Dizilerde insanlık dersi
1134 Okunma.
03 Şubat 2016
Vefasızlık ve nankörlük
1306 Okunma.
02 Şubat 2016
Türkiye ve iç savaş
1172 Okunma.
01 Şubat 2016
Duruş yoksa eğiliş vardır!
1184 Okunma.
29 Ocak 2016
Yalanlar ve gerçekler…
1170 Okunma.
27 Ocak 2016
Muhalif, ufuk açınca anlamlıdır
1156 Okunma.
26 Ocak 2016
Başkanlık sistemi ve kuru inat
1168 Okunma.
25 Ocak 2016
Aşağılanmaktan zevk almak…
1106 Okunma.
22 Ocak 2016
Başkası olmak, başkalaştırır
1238 Okunma.
21 Ocak 2016
Kötüler, her zaman bir birini kollar
1246 Okunma.
20 Ocak 2016
Alışkanlıklar yaşam tarzı olmamalı
1364 Okunma.
19 Ocak 2016
Sorgulamıyorsanız, suçlusunuz
1139 Okunma.
18 Ocak 2016
CHP’de ne değişti?
1276 Okunma.
14 Ocak 2016
Kaybedilen merhamet bulunur mu?
1260 Okunma.
13 Ocak 2016
Biz bu imzaları tanıyoruz
1302 Okunma.
12 Ocak 2016
Suriyeli olmak ister misiniz?
1016 Okunma.
11 Ocak 2016
Beyazı lekelemenin ne anlamı var?
1090 Okunma.
09 Ocak 2016
Bazı liderler, komedi filminde güzel
1321 Okunma.
08 Ocak 2016
Ceplerime doldurduğum adresler
1170 Okunma.
07 Ocak 2016
Laiklik, Müslümanlara mı layık!
1196 Okunma.
06 Ocak 2016
Din sizin mi, Allah’ın mı?
1289 Okunma.
Haber Yazılımı