İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR !
Özgür Çağrı’sına kavuştu
Yazı Detayı
07 Haziran 2018 - Perşembe 19:26 Bu yazı 547 kez okundu
 
PARAN KADAR KONUŞ
Recep ALKAN
 
 

 Askere almak, vergi almak, ceza vermek için geldiği gibi; elden ayaktan düşüldüğünde, kendine bakamaz hale gelindiğinde ve başkaları tarafından zulüm gördüğünde de Devlet vatandaşa gelmeli. 
 Bunu yapabilmesi için Devletin; Uluslararası alanda, Egemenliği ve Bağımsızlığı, her koşulda ve şartta tanınmış olarak, masada eşit şartlarda bulunması gerekir. Bu bir itibar meselesi olmakla beraber, aynı zamanda ikili ve çok taraflı anlaşmalarda, elini zayıflatacak tavizler olmaması gerekir.
 “Türkiye Cumhuriyeti bağımsız, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” Bu tanım anayasanın amir hükümlerinden olup değiştirilmesi bile teklif edilemez. 
 Bağımsız ise; dış politikada kendi özgün ve sadece ulusal çıkarlarını öne alan, taktik ve strateji içeren çok yönlü bir dış politika vizyonu olmalı. Bu Ülkenin Başbakanına bir Ülkenin büyük elçisi “Bu bir rica değildir” diyebildiğini yakın tarih sayfaları yazıyor. Bu Ülkenin Milli şefine ABD dış işleri bakanı vasıtasıyla“meşhur Johnson mektubu” verdiğini hatırlayalım;
(ABD Başkanı Johnson mektubunda şu noktaları belirtiyordu:
1) Türkiye, Garanti Antlaşmasını tam işletmeden adaya müdahale kararı almıştır. Türkiye henüz müdahale hakkını kullanamaz.
2) Türkiye tarafından Kıbrıs’a yapılacak askeri bir müdahale, kendisini Sovyetler Birliği ile bir çatışma durumuna sokabilir. Türkiye, NATO’lu müttefiklerine danışmadan, onların “rıza ve onayını” almadan böyle bir harekete giriştiğine göre, acaba NATO’nun Türkiye’yi savunma yükümlülüğü var mıdır? Türkiye bu noktayı herhalde düşünmedi.
3) Türkiye ile Amerika arasında mevcut 12 Temmuz 1947 tarihli yardım antlaşmasının 4. Maddesine göre, Türkiye Amerika’nın vermiş olduğu silahları Kıbrıs’a müdahalede kullanamaz. Çünkü bu silahlar Türkiye’ye savunma amacı ile verilmiştir(1).
4) Ayrıntılı görüşmeler için Türkiye Başbakanı Washington’a giderse, Başkan Johnson bundan memnun olacaktır. Nasıl 12 Mart 1947 Truman Doktrini Türk-Amerikan ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuş ise, 5 Haziran 1964 tarihli Johnson Mektubu da, Truman Doktrini’nin açmış olduğu sağlam bir dönemi tersine çeviren bir dönüm noktası olmuştur. Türk milletinin en hassas ve haklı davasında ortaya konan bu olağanüstü sakat tutum, Türkiye’de Amerika’ya olan güveni büyük ölçüde sarsmış ve etkilerini daha sonraki yıllara kadar yaymıştır.)(2)
Bu konuyu önemsememin temel nedeni; Bağımsız bir Ülke olmamıza rağmen, tarih içinde maruz kaldığımız darbelerin arkasında hep ABD çıkmasının nereye dayandığı olmuştur. 
Truman Doktrini 1947 yılında neden nasıl Ülkemiz tarafında onaylandı. Bu anlaşmanın en önemli ayağı;
MARSHALL PLANI
  (II. Dünya savaşından sonra ağır asker kaybı ve ekonomik kayıplar  veren Avrupa ülkeleri bozulan ekonomilerinden dolayı ve önlerinde gördükleri güçlü Sovyetler Birliği profilinden dolayı komünizme doğru bir eğilim sergiliyorlardı. Avrupa’daki ekonomik çöküntüyü gören Sovyeter Birliği de komünizm propagandalarını artırmıştı. Bunun üzerine ABD 1945 Haziranı ile 1946 sonu arasında Batı Avrupa ve beraberindeki 16 ülkeye 15 milyar dolarlık bir yardım yaptı. Fakat bu yardım ülkelerin ithalat ihtiyaçlarına ve bütçe açıklarının kapanmasına gitti, kalkınma adına kullanılamamıştı. Bunun üzerine Avrupa’da büyüyen komünizm ideolojisini durdurma ihtiyacı hisseden ABD, yeni planlar arayışına girmişti. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı George Marshall, 5 Haziran 1947’de Harvard Üniversitesinde verdiği bir nutukta “Marshall Planı”nı sundu Bu nutuğa göre; Avrupa ülkeleri her şeyden önce kendi aralarında bir ekonomik işbirliğine girişmelilerdi ve birbirlerinin eksikliklerini kendileri tamamlamalılardı. Bu genel işbirliği sonunda bir açık ortaya çıktığında Amerika, bu açığın kapatılması için yardım etmeliydi. Bunun için de Avrupa ülkeleri öncelikle bir işbirliği programı yapmalılardı.) (3)
 1947 Truman Doktrini ve Marshall yardım anlaşmasından anlıyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti o tarihten beri Milli ve Bağımsız Egemen bir Devlet yetkinliğinde değilmişiz. O nedenle Milli kalkınmamızı, Milli savunma sanayimizi, Milli teknolojimizi geliştirememişiz. 
      Acaba; o dönemlerde iktidarın amacı ve hedefi, Milli bağımsız ve egemen bir devlet tasavvuru değimliydi? Değildi diyemeyiz. Çünkü Devleti yönetmeye talip olup bu göreve layık görülmüş kişilerden kurulu zamanın hükümeti, elbette Milli bağımsız ve egemen bir devlet tasavvuru ile hükümet ediyorlardı. 
Peki, bu anlaşma bir stratejik hata, hatta diplomatik bir cehalet miydi? O kadar ki; yıl 1994 Türkiye Cumhuriyeti PKK terörü ile öylesine bıçak kemiğe dayanmıştı ki, Zamanın Başbakanı Tansu Çiller “bu terör ya bitecek ya bitecek” diyerek Ordumuzu güney doğu sınırına yığdı. Ancak; batılı müttefikler ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya 1947 Truman Doktrini’ni öne sürerek “bizim verdiğimiz silahları PKK’ya karşı kullanmazsın” dediler ve Ordumuz operasyonu iptal etti.
 Bu Milli, Bağımsız ve Egemen bir devlet vasfını sorgulattırır bir durumdur. 
 Bu gün Türkiye Cumhuriyeti Devleti; Suriye’nin kuzeyi, Irak’ın kuzeyinde, hatta İran sınırı içine kadar sarkan Kandil dağlarında yuvalanmış terör örgütlerine temizlik başlatmış durumda. Ne değişti de; Türkiye Cumhuriyeti Egemen bir devlet olarak, Milli güvenliğine yönelik, yakın veya uzak tehditlere karşı strateji geliştirip milli silah ve mühimmatlarla komşu ülkelerin sınırları içinde, sözde müttefiklerimiz ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya’nın beslediği terör örgütlerini topyekun temizlik harekatı başlattı. 
 Bu bana kalırsa; “paran kadar konuş”  geleneksel özdeyişin bir betimlemesidir. Hükümetle farklı siyasal veya ideolojik çizgide olunsa bile bir gerçeği kabul etmek gerekir. Demek ki; 1974 yılında iktidarda buluna koalisyon, Johnson mektubundaki şantaja ve 1947 Truman Doktrinine rağmen Kıbrıs’a barış harekatı başlatma kararı aldı.  Daha da ileri giderek, “Biz Bağımsız ve Egemen bir ülke olarak kendi topraklarımızda afyon ekmek için başka devlete danışacak değiliz” dedikleri için ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya tarafından kapsamlı bir ambargoya uygulamasına maruz kalmıştır. 
Bu ambargodan anlaşıldı ki; NATO ve BM’de stratejik ortağımız ve müttefikimiz olan Devletler samimi değiller, o halde “başımızın çaresine bakmalıyız” yeni Devlet anlayışı oldu. Türkiye Cumhuriyeti Bundan böyle kendi başını çaresine bakacak ve kendi göbeğini kendisi kesecekti.
Maalesef 1984 yılına kadar zayıf ve güçsüz iktidarlar bu yeni angajmanı uygulayamadılar. 1984 1990 arası kısmen bazı gelişmeler olsa da ilerleme olmadı. 1990-2002 yılları yine güçsüz ve iktidarını sürdürebilmek için halk desteğinden yoksun bölük pörçük partilerden oluşan koalisyonlarda bu anlamıyla radikal ekonomi ve askeri stratejilerde kararlar ve projeler geliştiremediler. 
        3Kasım2002 seçimlerden sonra tek başına bir parti iktidar olunca, idari ve bürokratik dirence rağmen bazı radikal kararlar alındı. Devlet Biraz toparlanmaya başlayınca ve İMF gibi para ticareti ile meşgul kuruluşlardan alına borçları sıfırlama çabası ile yerli özgün kalkınma stratejisi benimsendi. Aynı zamanda terörle mücadele sürecine yönelik TSK’nın ihtiyaçlarını karşılama amacıyla yerli yatırımcılara girişim imkanları sağlanarak savunma sanayi alanında özel sektörün önü açıldı.
        Kısacası tam olmasa da; artık Türkiye Cumhuriyeti dış borçlarına çevirebilen, İMF ile kredi anlaşması yapmadan yabancı doğrudan yatırımcı teşvikleri ile yabancı kredi yolundan kurtulma çabasına girdi. Yani artık Devletin kendi göbeğini kesecek ve başının çaresine bakacak kadar parası var ki, parası kadar konuşuyor.
         Ortadoğu sahnesinde bundan böyle masada egemen bir devlet olarak diğer müttefiklerle eşit şartlarda masada olacak.  ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya’nın 1947 Truman Doktrini ve Marshall yardım anlaşmasının canı cehenneme diyebiliyor.
Bu antlaşmanın metni: Ayın Tarihi, No. 164, Temmuz 1948, ss. 18-21.  
http://www.yenidenergenekon.com/20-johnson-mektubu-nedir/
Armaoğlu, Prof. Dr. Fahir-; 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Cilt 1-2: 1914-1995, Genişletilmiş 12. Baskı, Alkım Yayınevi, Ankara, s. 788-791.
http://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/marshall-plani-372

 

 
Etiketler: PARAN, KADAR, KONUŞ,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
14 Ekim 2018
TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN İDDİASI
187 Okunma.
11 Ekim 2018
GEÇMİŞ GERİDE DERS ÖNÜMÜZDE
249 Okunma.
04 Ekim 2018
ŞERAFETTİN NAS’IN BİTMEYEN MÜCADELESİ
260 Okunma.
01 Ekim 2018
FİNANSMAN MALİYETİ VE FİYAT ARTIŞI, İÇ PİYASALAR;
309 Okunma.
27 Eylül 2018
BM’NİN 73.GENEL KURULU VE ABD’NİN ÇÖKÜŞÜ
236 Okunma.
20 Eylül 2018
DEMİRPARK AVM (67BURDA) VE 3. HAVA ALANI
233 Okunma.
13 Eylül 2018
İNSAN OLMA SANATI VE DEVLET İŞLERİ
164 Okunma.
06 Eylül 2018
Modern yaşamın sebep sonuç çıkmazı
206 Okunma.
03 Eylül 2018
DARBELER VE EKONOMİK KRİZLER
134 Okunma.
30 Ağustos 2018
TRUMAN DOKTİRİNİ, MARŞHALL YARDIMI VE BAĞIMSIZLIK
196 Okunma.
16 Ağustos 2018
14 AĞUSTOS 2018 AK PARTİ’NİN 17. YAŞ GÜNÜ
453 Okunma.
08 Ağustos 2018
AMERİKA BİRLEŞİK ŞİRKETLER DEVLETİ
634 Okunma.
03 Ağustos 2018
BARDAĞI TAŞIRAN BRICS ZİRVESİ
291 Okunma.
26 Temmuz 2018
ENDİŞELENİN STRATEJİK ORTAKLAR
306 Okunma.
19 Temmuz 2018
SİYASET VE ALGI YÖNETİMİ
315 Okunma.
12 Temmuz 2018
TÜRK SOLU SORUNSALI
446 Okunma.
05 Temmuz 2018
DÜNYANIN SON 200 YILI VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ
649 Okunma.
28 Haziran 2018
SEÇİM ATMOSFERİ
704 Okunma.
21 Haziran 2018
DERİN OLAN KUYU DEĞİL, KISA OLAN İPTİR
549 Okunma.
31 Mayıs 2018
Cumhur ittifakı ve Millet İttifakı
473 Okunma.
25 Mayıs 2018
Sultan Galiyev ve Turan
353 Okunma.
24 Mayıs 2018
Sultan Galiyev ve Turan
240 Okunma.
10 Mayıs 2018
24 HAZİRAN 2018 SEÇİMLERİNDEN SONRA
1000 Okunma.
03 Mayıs 2018
Dünya sahnesinde Türkiye
435 Okunma.
26 Nisan 2018
Bağımsız ve Milli Egemenliğine sahip olmak üzerine
676 Okunma.
19 Nisan 2018
Gündem seçim
1664 Okunma.
12 Nisan 2018
Beslenme ve Alışkanlıkları;
1979 Okunma.
05 Nisan 2018
Bir Ülke tasavvur ediniz ki;
1545 Okunma.
29 Mart 2018
Üçüncü Yol-üçüncü göz
1129 Okunma.
22 Mart 2018
Georges Politzer’den Sonra;
1166 Okunma.
15 Mart 2018
MESELE PETROL ENERJİ KORİDORU DEĞİL
780 Okunma.
08 Mart 2018
GELENEKSEL DÜĞÜNLER VE EKMEĞİN TADI
622 Okunma.
01 Mart 2018
İSTİLA – KATLİAM – YAĞMA GÖRÜN
1342 Okunma.
22 Şubat 2018
YANLIŞ BİLDİKLERİMİZ VE TERÖR
1114 Okunma.
15 Şubat 2018
Bütün Yollar Ortadoğu’ya çıkıyor
1516 Okunma.
08 Şubat 2018
Köprü meselesi ve kozlu kavşağı
1074 Okunma.
01 Şubat 2018
Birleşmiş Milletler ve Zonguldak
768 Okunma.
25 Ocak 2018
Başarılı olmak yerine, başarılıyı dibe çekmek
799 Okunma.
18 Ocak 2018
Yağmalanmış Ülkeler
1390 Okunma.
11 Ocak 2018
Hasta Partiler, Hastalıklı Partililer
648 Okunma.
05 Ocak 2018
Hafıza Kaybı
849 Okunma.
28 Aralık 2017
Üçüncü Dünya Halkları
768 Okunma.
24 Aralık 2017
İnsan Ne Kurttur, Nede Kuzu
574 Okunma.
14 Aralık 2017
İNSAN İÇİN DEVLET
814 Okunma.
07 Aralık 2017
DEVLET VE İNSAN
617 Okunma.
30 Kasım 2017
İŞLETME VE MALİYET
747 Okunma.
23 Kasım 2017
İŞ KUR, KOSGEB, BAKKA
841 Okunma.
16 Kasım 2017
AMERİKAN RÜYASININ KABUSLARI
823 Okunma.
09 Kasım 2017
NE OLACAK BU TTK
809 Okunma.
02 Kasım 2017
GÜNÜN KONUSU TTK
943 Okunma.
26 Ekim 2017
TTK’YI KURTARMA PLANI
1162 Okunma.
19 Ekim 2017
DEVLET VE DEMOKRASİ
919 Okunma.
12 Ekim 2017
DALDAN DALA
1105 Okunma.
06 Ekim 2017
KIŞLIKLAR HAZIRLAYIN
799 Okunma.
28 Eylül 2017
ELEŞTİRİLMEK
941 Okunma.
22 Eylül 2017
PARTİLER VE TEŞKİLATLARI
1163 Okunma.
15 Eylül 2017
SİYASETİN FİNANSMANI
1243 Okunma.
08 Eylül 2017
Bu yazıyı 2013 Mayıs’ta yazmıştım!..
802 Okunma.
25 Ağustos 2017
DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ VE ÇÜRÜME
1065 Okunma.
18 Ağustos 2017
HİZMETKAR VE MİLLİ (YERLİ) OLMAK
836 Okunma.
10 Ağustos 2017
Benim seçilmediğim yer batsın!
1246 Okunma.
02 Ağustos 2017
SOSYAL MEDYANIN YAN ETKİLERİ
891 Okunma.
25 Temmuz 2017
GENEL KURUL GELENEĞİ
1011 Okunma.
18 Temmuz 2017
DEMOKRASİNİN FİDANLIĞI DERNEKLER
1020 Okunma.
10 Temmuz 2017
EMEKLİ MAAŞLARI
1273 Okunma.
Haber Yazılımı