LAHANA KÖKÜ- KAÇAK YAPI- HEYELAN
Haber
12 Nisan 2021 - Pazartesi 17:27 Bu haber 2268 kez okundu
 
LAHANA KÖKÜ- KAÇAK YAPI- HEYELAN
GÜNDEM Haberi
LAHANA KÖKÜ- KAÇAK YAPI- HEYELAN

LAHANA KÖKÜ- KAÇAK YAPI- HEYELAN

Halkın ‘doğal afet’ olarak yorumladığı bir olaydır heyelan. ‘Yer kayması’ olarak bilinir. Ülkemizde Trabzon(1988) ve Isparta(1995) heyelanlarında onlarca insan hayatını kaybettiği için unutulmaz.

Farklı dış etkenlerin tetiklediği bir doğa olayıdır heyelan. Coğrafi yapıya göre kuvvetli eğim, aşırı yağış, zemin özellikleri, tabakalanma, beşeri çalışmalar ve yer çekimi, yer kaymasını tetikleyen faktörler arasındadır.

Son üç aydır Zonguldak’ın konuşma diline giren kelimelerden biridir heyelan. Mevsim normali kar/yağmur yağışların arttığı dönem itibarıyla gündem oluşturmuştur.

Bölgemizde son üç ayda yoğun yağışlar nedeniyle birçok heyelan oluştu.

50’ye yakın hane boşaltıldı. Daha ziyade merkez ilçe, Kilimli ve Kozlu heyelanın odak noktası durumunda...

Konu ile ilgilenen resmi kurum ve kuruluşların, heyelan konusunda karşılaştıkları görüntülere göre incelemeyle koydukları teşhis genelde arazinin ormandan/ağaçtan temizlenmesi.

Daha ziyade gecekondu yapımı ve bahçe açmak için yapılan orman kesimleri, toprak kaymalarının en büyük nedeni.

Görüştüğümüz konu uzmanları, “Siyasetin dümen ve düzen tutuğu yerlerde; bahçe açımı ve kaçak bina yapımı için açılan ormanlık alanlar, heyelanı tetikliyor. Yoğun kar ve yağmur yağışı ile yumuşayan toprak, tutunacak kuvvetli kök bulamayınca kayıp; maddi-manevi zarara neden oluyor.” dediler

Kaçak- haram-yoz zihniyet, siyasi rant veya üç-beş akçe için görmezden geldikleri ‘Orman kesme ve alan talanı’ neticesinde insanları, çevreyi zarara sokuyorlar.

Maalesef, seçilmiş ve atanmışın sebep olduğu bu ‘Vicdani körlük’; heyelan dolayısıyla meydana gelen maddi-manevi zararlara rağmen, ‘Üç maymun’u oynama(Görmedim-duymadım-bilmiyorum) mutluluğunu sürdürüyorlar.

Yasadan korkmayan, kuldan utamayan bu tiplere, ‘Allah ıslah etsin’ demekten başka ne yapılabilir ki?

 

EMEKLİ LÜTUF/HARÇLIK DEĞİL, İKRAMİYE BEKLİYOR

“İlginç; her konuda her kafadan bir ses çıkıyor. Olaylara ‘Zaman-mekan-insan’ açısından veya ‘Siyasi müptezellik’ açısından bakın, bir ‘Curcuna-Gürültü-Kirlilik’ hakim” demiştim geçen hafta.

İşsizlik, hayat pahalılığı ve salgın akabinde amirallerin mektubu ve ‘Rusya- Ukrayna gerginliği’ ile ‘emeklilerin zam konusu güme gitti’ diye hayıflanmış ‘Emekli yine ketenpereye geldi’ diye yazmıştım.

Emeklilerin ana hedefi arasında intibak yasası var. Açlık sınırı altındaki maaşların yükseltilmesi var. Sağlık kesintilerinin bitmesi, maaşlarından vergi kesilmemesi gibi sorunları var.

Bir de; dini bayramlardan önce verilen bin lira ikramiye meselesi…

Cumhurbaşkanı Sayın Tayyip Erdoğan, ‘Bayram ikramiyeleri enflasyon oranında arttırılacak’ deyince, tartışma yeniden başladı. Böylece, benim ‘Emekli yine ketenpereye geldi’ hezeyanım boşa çıktı.

Türkiye de de 13 milyon emekli var. Rivayet o ki, bir çalışana 1.5 emekli düşüyor. Dolayısıyla, Sosyal Güvenlik Kurumu sıkıntılı. Emekli’ye matematik açıdan bakıldığında, olumlu bir istatistik yok. 4 milyon emekli, bu gün itibarıyla ya ikinci bir işte çalışıyor yada ikinci iş arıyor. Üç yıl önce emeklilerin yüzde 11.96’sı asgari ücret altında(2.825TL) maaşla geçiniyordu. Bu gün itibarıyla bu rakam 4 kat arttı.

Dolayısıyla, 2018’den bu yana emeklilere bayram öncesi ödenen biner liralar veriliş biçimi ve miktarı olarak eridi.

8 milyon emekli bu gün itibarıyla açlık sınır altında(3 bin lira)maaş alırken, en düşük emekli maaşı ise devlet katkısı ile 1.500liraya çıkartılmıştı. Kaldı ki, yılbaşından bu yana temel ihtiyaç maddelerine yüzde 50 zam gelirken, verilecek bin liranın emekli yaşam şartlarına pozitif etki yapmayacağı açık ve nettir.

Konu ile ilgili TÜM EMEK DER Genel Merkezi yaptığı açıklamada, ‘Bayram ikramiyesi ödeneklerinin makul bir seviyeye çekilip, asgari ücret artışlarına endekslenmesini’ istemişti.

Gerçekten de, siyasetin bir lütuf gibi sunduğu bayram ikramiyeleri adeta ‘bayram harçlığı’ olmuştur.

Kazancını ödediği vergi ile kutsallaştıran ‘Emekli’nin içinde bulunduğu şartlar, gerçekten de iç açıcı değildir. Genel de alınan maaşlar ve ikramiyeler maddi-manevi değer olarak yekün teşkil etmemektedir. Çünkü, emekli, bu ülkenin tüm maddi/manevi tüm değerlerinin içinde ‘Emek/alın teri’ olarak hak sahibidir.

Dolayısıyla, emekliye ödenecek bayram ikramiyesi, ‘en azından bir ‘Kurban parası’ kadar olmalı. Emekli’ye verilecek para, asgari ücrete katkı olarak verilen 500 lira altında olmamalıdır. Emekliye verilecek para, ‘Adet yerini bulsun’ türünden değil, emekliye verilecek değeri ‘En azından’ gösterecek bir miktarda olmalı.

 

DUDAKTAN ÖPÜNCE ORUÇ BOZULUR MU?

Haberi çarpıcı ‘Çok okunur’ bir duruma getirmek için, konu ve başlığı önemli.

Ahlak erozyonunun yükselen grafiği, habercileri, okunur başlık’ yapmaya itiyor.

Onun içindir ki, daha ziyade ‘belden aşağı’ haberler dikkat çekiyor. Belden aşağı haber yapanların en çok okunuyorum şişinmeleri bunun için.

Gazetenin, okur için basit bir tüketim aracı olduğu düşünülürse, gazetecinin yapacağı da, haberini en kestirme yoldan satmaktır. Haberi okunduğu, gazetesi satıldığı oranda, yaşam kalitesine etki pozitif olarak artacaktır. Okunduğu için reklam alacak, okunduğu oranda tehdit unsuru olacak, okunduğu için diğerlerinden farklılaşacak.

Aktüel konu Mübarek Ramazan ayı. Basın mensupları, ‘Günün mana ve ehemmiyeti’ üzerine il müftüsünü ziyaret etmiş. ‘Sadaka-fitre-zekat ‘ yok soruların içinde. Soru, ‘Efendim öpüşmek, orucu bozar mı?’ Ucu açık bir soru. İstanbul Sözleşmesi’nin tartışıldığı bir ortam da; LGBT’lerin öpüşmesi mi, erkeğin sevgilisini veya zevcesini öpmesi mi?

Müftü efendi, renk vermeden, ‘Genel anlamda öpüşmek orucu bozmaz’ demiş.

‘El öpmek’, ‘Çocuğu öpmek’, eşleri yanaktan öpmek’ vs.

Örneklemeye göre, aynı veya farklı cinsiyetlerin, ‘Şehvetli’ öpüşleri devre dışı bırakılmış. Müftü efendi, yine de ‘Ne sorduğunuzu anladım’ dercesine, ‘Bu konuda ‘Özellikle genç kardeşlerimiz bu konuda daha dikkatli olması gerekir’ demiş.

Velhasıl-ı, adet yerini bulmuş, bu ramazan ayı öncesi.

MÜBAREK ZAMLI RAMAZAN

Vatandaşın alım gücü her geçen gün düşüyor. Orta direk diye nitelediğimiz insanların hanelerinde yangın büyüyor. Hayat pahalılığı, döviz kurlarındaki artış ve pandemi/salgın şartlarıyla geçim sıkıntısı öne çıktı.

Dolayısıyla, 11 Ayın Sultanı Ramazan Ayı’na moraller bozuk girdik.

Mutfağın vazgeçilmezlerinden yağ ve sahur sofralarının vazgeçilmezlerinden kahvaltılıklar ateş pahası durumda.

160 bin emekli, 50 bin kayıtlı işsizin olduğu Zonguldak’ta hayat pahalılığından en büyük nasiplenen illerin başında geliyor.

Market sepetleri geçen yıllara göre yüzde 50 azalan vatandaşlar, yetkililerden fahiş fiyatlı satışlar için denetim istiyor.

Tüketici Hakları Dernek yetkilileri ise fahiş fiyatla satış yapanların tespit edilip, halka açıklanmasın teklif ediyor.

Diğer taraftan, fahiş fiyat artışlarına karşı firmalar, ürünlerin gramajlarını düşürerek satış yoluna gitse de; vatandaş alım güçlüğü çekiyor.

 

MUTAND VİRÜS ve AŞI DA SİLBAŞTAN MI?

Coronavirüs dalgası dünyayı etkilemeye devam ediyor.

Kendi benzerini yaratmak suretiyle çoğalan virüs, hatalı benzerleriyle(Mutant) yayılıyor.

‘Maske-mesafe-hijyen’ önlemlerine ek olarak aşının öne çıktığı  korunma tedbirlerinde maalesef bu güne kadar başarılı olunamadı.

Türkiye de bu güne kadar 11 milyonu birinci doz olmak üzere; 19 milyon doz aşı yapıldı. 8 milyon ikinci doz olarak öne çıktı. Ancak, birinci doz aşı olduktan sonra coronavirüse yakalanalar için sürecin ‘Sil baştan’ olarak başladığı haberleri vatandaşların morallerini bozuyor.

Birinci doz aşı sonrası pandemi’ye yakalananlara ikinci doz aşı yapılmıyor. Altı ay sonra yeniden birinci doz aşılama ile sürecin başlatıldığının medyada yer alması; tedbirlerin daha da sertleştirilmesi manasında yorumlanıyor.

Konu ile ilgili TV yorumcuları değişik açıklamalar yapsa da, yetkililer, korunma tedbirlerinin yüksek seviyede tutulması ve bulaş riskinin azaltılması için gayret sarf etmeleri gerektiğini ileri sürüyorlar.

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: LAHANA, KÖKÜ-, KAÇAK, YAPI-, HEYELAN,
Yorumlar
Haber Yazılımı